Sevgili okurlar, bu satırların yazarı aynı zamanda bir Atatürkçü, bir CHP’li olarak bu kurultay’dan çok önemli konuşma ve tartışmaların yaşanacağını ve hangi aday kazanırsa kazansın sonuçta CHP’nin kârlı çıkacağını düşünüyordum. Fakat, olmadı. Lider seçimine indirgenmiş, içi boş popülist söylemlerle hem delegelere hem de izleyici topluğuna şirin görünmek için sarfedilen sözler ya da nutuklardan başka bir şey ortaya çıkmadı.
Ülkemiz çok derin sorunlarla boğuşuyor. Toplumsal yaşamdan, eğitime, kişi hak ve özgürlüklerinden, adalete, laikliğe, ve ekonomik çöküşe ilişkin hiçbir proje sözü duymadık. Dünya neredeyse “Üçüncü Dünya Savaşı”ın eşiğinde bocalarken dış politikaya ilişkin tek söz edilmedi. Halbuki, Büyük Önderimiz Atatürk, “Yurtta barış, Dünyada barış” sözüyle ve dünya barışı için verdiği mücadeleyle tanınan çağının en önde gelen liderlerindendi. Dış politikamızın bugün içine düştüğü açmaz, ve sürüklendiği belirsiz yön ülkemizin geleceği açısından tam bir felaket konumundadır. Büyük bir barışçı lidere sahip olan CHP, bu konuda suya sabuna dokunmayan bir tavır sergilemektedir.
Kurultay, sözde değişim sloganıyla salonu esir almıştır. Bu esir alış, 28 Mayıs seçimlerinden sonra başlatılan ve basınca pompalanan kimi adayların boş sözleriyle açılmıştır. Değişimin lideri olarak sunulan Özgür Özel CHP’nin içinde onca yıl önemli kademelerinde görev almış bir kişiliktir. Bu zaman sürecinde ülke ve CHP için hangi konularının iyileştirilmesi, ileriye taşınması ve gerçekleştirilmesi için sıkı mücadele etmiştir. Bugünkü değişim sözü ne yazık ki bir slogandan öteye geçmemektedir. Başkan seçilen Özgür Özel’in becerebileceği dahası üstesinden gelebileceği bir iş gibi gözükmemektedir. Elbette umudumuz, değişimden ve CHP’nin gerçek politikalarının yaşama geçirilmesinden yanadır. Devrimci, halkçı kimliğinden yanadır. Bunu ilerleyen zaman içinde hep birlikte göreceğiz.
Bugünün CHP’sine başkan seçilen Özgür Özel’inde içinde bulunduğu ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık yönetiminde söz yerindeyse, “iktidarın gölgesinde, kişisel arayışlar ve koltuk hesabı arasına sıkışmış bir demeç muhalefeti”ne dönüştüğü gerçeğinin gözden kaçırılmaması gerekir. Ülke gerçeklerinden uzak ve halk tabanından kopuk bir CHP’ye evrilerek sağ kaymıştır. CHP’nin, kurtuluşu ve kuruluşu gerçekleştiren Cumhuriyet Devrimlerini yapan devrimci bir parti kimliği vardır. Bu kimliğin köretilmesi ülkemizin içinde bulunduğu durumu yaratmıştır. İktidar olmasa bile, köklü ve devrimci bir muhalefet yapamamıştır. Dolaysıyla sancılı kıvranışlarla halk ya da kamuoyu oyalanmıştır. Karşısında hiçbir kural tanımayan bir nevi “şahsım iktidarı” vardır.
CHP’nin 38. Olağan Kurultayında bir “Sonuç Bildirgesi” yayınladı. Bildirgede, “CHP vatanımızın işgal edildiği koşullarda bağımsızlık mücadelesinin siyasi hareketi olarak doğdu. Ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı hedefleyen Atatürk Devrimlerini gerçekleştirdi. Çok partili dönemde demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet fikirlerinin yılmaz savunucusu oldu. AKP’nin yirmi bir yıllık iktidar döneminde de tek adam zihniyetine karşı en kararlı mücadeleyi CHP yürüttü. Geçmişte vatanı işgalden kurtarmak için kurulmuş olan CHP bugün ülkemizi otoriter başkanlık rejiminden kurtarmak için iktidar olmak göreviyle karşı karşıyadır. Ancak bu görevin başarılmasıyla CHP’nin misyonu sonlanmayacak, Türkiye’yi mutlu insanlar ülkesi yapma mücadelemiz sonsuza dek sürecektir. Yapılmamışı yapmak, başarılmayanı başarmak Cumhuriyet Halk Partisi’nin köklerinde vardır. Bu nedenle büyük bir azim ve kararlılıkla bütün zorlu görevleri başarabileceğimiz konusunda hiçbir kuşkumuz yoktur” ifadelerine yer verilmiştir.
Bildirgedeki bu göz boyayıcı sözler neyi ifade etmektedir? Bugüne kadar neden gerekeni yapmadınız, yerine getirmediniz ve bu yolda pasif bir mücadele sergilediniz, diye sormak gerekmiyor mu? 3 milyon sahte oyla, “Şahsım İktidarı”nın önünü açtınız, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi dinci birisini Cumhurbaşkanı adayı yaptınız, laiklik karşıtı partilerle ittifak yaparak çok sayıda milletvekili verdiniz. Laiklik tehlikede değildir diyerek, türbana, çarşafa yasallık kazandırmaya çalıştınız. Yeni yönetim, bu tür çelişkili konularda devrim yasalarını unutmamalıdır.
Peki, siz ne kazandınız?..
CHP’nin yeni seçilen yönetimi kendi içinde ciddi bir özeleştiri yaparak, buradan çıkaracağı derslerle geleceğine yön vermelidir. Ya değilse, “havanda su dövmek”ten öteye geçemeyeceği gibi CHP’ye de değişimin rüzgarlarını getiremez. Bir başka deyişle, “aynı hamam aynı tas” örneği debelenip durur ve dolaysıyla hem partiye hem de ülkeye büyük zarar verir.
CHP yönetimi kopuk olarak değerlendirilen halkla olan ilişkilerini düzeltmek için çok sıkı bir çalışma programı hazırlayarak halka güven aşılamalıdır. İl, ilçe, kasaba köy örgütlerinin güçlendirilerek dinamizm kazandırılmalıdır. Gençlere ayrı ve özel bir önem vererek gençleri partiye kazandırmanın yollarını aramalı ve bunu gerçeğe dönüştürmelidir. CHP Gençlik ve Kadın Kolları fazlasıyla etkinleştirilmeli, bu yönde hem maddi hem manevi destek verilmelidir.
Özgür Özel CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda Genel Başkan seçilditen sonra yaptığı konuşmasının başında; “Hayatımın en büyük gururunu, en büyük onurunu yaşıyorum. Bunu CHP'nin 100. yılında ve CHP'nin hatta Türkiye'nin 100. yılında kurulan ilk sandığında, ikinci yüzyıla yön verecek partimizin kurultayında oy birliğiyle ve hepimizin yürekten desteklediği şekilde şahsınıza verilen bu onurlu görevi layıkıyla yerine getirdiğiniz için tüm CHP'liler adına size teşekkür ediyorum" dedi.
Unutulmamaldır ki;
CHP demek Cumhuriyet demektir.
CHP demek devrim demektir.
CHP demek Tam Bağımsızlık demektir.
CHP demek Misaki Milli sınırları ve vatanın bölünmez bütünlüğü demektir.
CHP demek laiklik, vicdan ve din özgürlüğü demektir.
CHP demek “Gerçekleri konuşmaktan korkmayınız” diyen devrimci lider Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi demektir.
Sonuç olarak yazımı bitirirken, Genel Başkan seçilen Özgür Özel’i ve yeni yönetimi kutluyor, CHP’nin bir devrim bir partisi olduğunu unutmamalarını umut ediyorum.
