İSTİFA KÜLTÜRÜ ve TÜRKİYE
Mustafa Sönmez

İSTİFA KÜLTÜRÜ ve TÜRKİYE

Bu içerik 87 kez okundu.

İstifa deyince ülkemizde çok az bilinen bir sözcük aklımıza gelir. Bu sözcük belli bir gücü ellerinde bulunduranlar için boş sözden öteye geçmez. Bir başka söyleyişle  bu sözcük, belli bir kültürel aşamaya ulaşamamış, kültürel olgunluklardan uzak ve demokrasiyi içine sindirememiş toplumlarda ender başvurulan bir durumdur.


Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde,” Kendi isteğiyle işten veya bir hizmetten ayrılma” olarak tanımlanıyor. Batı demokrasilerinde istifa, incinmek, aşağılanmak ve kendini küçük düşürmek anlamları içermez. Aksine belli bir kültürel olgunluğu, erdemi ve onuru temsil eder. Japonlar ya da Koreliler bunu “harakiri” kültürüyle özdeşleştirerek yaşamlarına son verirler.


Bu yazıyı kaleme almamdaki neden Letonya’da meydana gelen büyük bir alışveriş merkezinin çökmesi ve 51 kişinin ölmesi sonucu Başbakan Valdis Dombrovskis’in gelen eleştiriler karşısında istifa etmesidir. Ülkesinde başarılı olarak bilinen bu kişinin, “bu sorunun aşılmasında parlamentonun desteğine daha çok gereksinim var” gibi bir gerekçe ileri sürerek, istifa etmesidir. Valdis Dombrovskis,”beni halk seçti, ben halkımın oylarıyla geldim ve halkımın oylarıyla giderim. Demokrasilerde sandık vardır” demedi. Bu sorunun çözümün için görevinden ayrılmayı bir erdem, bir onur saydı.


Ülkemize dönüp baktığımız zaman hiçbir başbakanın istifa etmediğini görüyoruz. Bizde sadece “şapka”sını alıp giden başbakanlar vardır. 1972 yılında Bülent Ecevit karşısında seçimi kaybeden İsmet İnönü hem CHP Başkanlığından hem de milletvekilliğinden istifa etmiştir. Bu da gösteriyor ki, ülkemizde istifa kültürü gelişmemiştir. Neden ülkemizde istifa kültürü gündem dışıdır ve hiç düşünülmez? Bulunduğumuz mevkiler, oturduğumuz koltuklar çok çekici, çok mu rahat geliyor?


Ülkemiz basiretsiz, kendini çıkarlarını düşünen siyasiler, bürokratlar yüzünden çok çekti ve çekmeye devam ediyor. Eğer istifa kültürüne sahip bir toplum olsaydık, pek çok olayın önüne geçer, toplumumuzu çözülmez sorunlar yumağı içerisine atmazdık. Eski başbakanlardan, Adnana Menderes, Süleyman Demirel istifa etmiş olsalardı, 1960 askeri darbesi, 1971 askeri muhtırası ve 1980 darbesini yaşamayabilirdik. Ülkemiz kardeş kavgalarının içerisine sürüklenmemiş olurdu. Ülkede demokrasi kültürü belki daha da pekişirdi.


2002 Kasım ayında iktidarı ele geçiren Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını sürdürdüğü 11 yıl içerisinde istifa etmelerini gerektirecek o kadar olaylara tanık olduk ki, hangi birini sayacağımızı unuttuk. Yine de bazılarını hatırlatmakta yarar var. Örneğin bir Uludere, Reyhanlı, Suriyeli muhaliflere her türlü silah ve askeri eğitim yardımı, PKK Oslo görüşmeleri, Gezi Parkı olayları, Demokratikleşme Paketi, Kızlı erkekli bir arada kalmama söylemleri ve polis baskınları...vb.


Bugün gelinen nokta ülkemizin ve insanlarının demokrasiden ve onun yarattığı değerler toplamından giderek uzaklaşmakta olduğunu görülüyor. Türkiye, Osmanlı’nın mutlakiyet kültüründen gelerek, demokrasisini kurmak ve geliştirmek için yirmi yedi yıllık bir mücadele verdi. Elde edilen demokrasi kazanımları Adnan Menderes’le erimeye ve geriye doğru kaymaya başladı. Merhum Adnan Mederes’in başlattığı gerileştirme ve kültürel yozlaştırma geleneneği ağır aksak bir biçimde yolununa devam etti. Menderes sonrası Adalet Partisi ve onun uzun yıllar başkanlığını ve başbakanlık yapan Süleyman Demirel tarafından “ne şiş yansın, ne kebap” mantığıyla bir ileri, iki geri felsefesiyle devam ettirildi. Gizli eller tarafından 2002 yılında birden Adalet ve Kalkınma Partisi ve Recep Tayyip Erdoğan ortaya çıktı. Gerçi Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’ndan dolayı bilinen bir kişiydi. Fakat hep Necmettin Erbakan’ın dizinin dibinde yani gölgesinde yaşıyordu.


AKP 2002 yılının Kasım ayında iktidarı ele geçirince, “Milli Görüş Gömleği”ni sırtlarından attıklarını dile getirdi. Bu sefer Adnan Menderes’in 1950’li yıllarda yaptıklarının aynısını biraz daha ileri götürerek ve Batılıların “keskin reforumcu” sözlerini ciddiye alarak gerici ve baskıcı bir reform hareketlerine girişti. Özelleştirme politikaları ve ihale kampanyalarıyla yandaş ve kandaş bir topluluk yarattı. Bu topluluk üzerinden büyük bir toplum kitlesini kontrol etme yöntemini buldu. Bunu biraz da dinsel motiflerle süsleyince oy yüzdelerini 50 ve üzerine çıkardı.


Büyük bir güç kazandığına inandığı anda da kendisi için tehlike gördüğü ülkenin askeri ve aydın takımı üzerinde yoğun baskı ve yok etme politikaları uygulamaya başladı. Adnan Menderes’te aynı yolları izlemeye başlamış ama tam başarılı olamamıştı. İsmet İnönü’nün 1956 yılında Meclis kürsüsünden Demokrat Partililere dolaysıyla Menderes’e gönderme yaptığı bir sözü vardır. Bu söz bugün fazlasıyla Tayyip Erdoğan ve yandaşlarına tıpatıp uymaktadır. İnönü o sözlerinde şöyle diyordu: “Aramızdaki farkı bilelim, biz mutlakıyetten bugüne geldik, siz ise bugünden mutlakıyete gidiyorsunuz...


Erdoğan’ın 11 yıllık iktidarı esnasında istifa etmesini gerektirecek o kadar skandallar yaşandı ki, ama başbakan o kültürden gelmediği için “istifa” mekanizmalarını kullanmadı ve hiçbir zaman da kullanmayı düşünmedi. Bir alışveriş merkezinin çökmesinde “sorumluluğum var” diyerek istifa eden Letonya başbakanı’yla, bizim başbakanı yanyana getirin ve düşünün!..


Letonya başbakanı aptal mıydı?


FEDERASYON BAŞKANI HASAN DÖLEK’E SON KEZ HATIRLATMA
 

Sevgili okuyucular, bu sütunlarda İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu Başkanı Hasan Dölek’e ilgili iki açık mektup yayınladım, sorular sordum. Federasyon başkanından hâlâ sorularıma yanıt alamadım. Bekliyorum...


***

Hasan  Dölek hesapsız işlerine devam ediyor. Federasyon memuru Adem Okur’dan bir davetiye aldım. Federasyon ve İl Örgütü, T.C. Kültür Bakanlığı’yla birlikte ortaklaşa bir müzik eğlence programı düzenliyorlarmış. Eğlenceye girişin ücretsiz olduğu ve yarın (29 Kasım) Stockholm’da yapılacağı belirtiliyor.


Hasan Dölek, Federasyon mali sıkıntılar içerisindeyken, hiçbir yönetim kurulu kararı (toplanamıyor ki)  olmadan ta yazdan taban çalışması gerçekleştirilen, neyin karşılığında yapıldığı  bilinmeyen bu konserin maliyet raporunu da açıklar mısın?
 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI