Alnımızda salak mı yazıyor ya da yersen abi?
Mustafa Sönmez

Alnımızda salak mı yazıyor ya da yersen abi?

Bu içerik 102 kez okundu.

Sevgili okuyucular, Türkiye’de geri dönüşü olmayan tarihimizn en büyük skandalı patlak verdi. Skandalın devamına iktidar hemen harekete geçerek ortaya çıkabilecek ve belki de ucu ta başbakan Erdoğan’a dayanacak olan yeni operasyonlara izin vermedi. Başbakan Erdoğan’ın bir ilkesi vardır ve bunu her başı sıkıştığı zaman uygulamıştır. Ona göre, “En iyi savunma hücumdur!” desturunu sonuna kadar kullanmasını en iyi yapabilenlerdendir. Lakin “Güneş balçıkla sıvanır mı?” onu, önümüzdeki günlerde göreceğiz. Bu durum biraz da muhalefet partilerine ve duyarlı, bilinçli halkımıza bağlıdır.


Son bir ay içerisinde ikinci kez bulunduğum Aralık ayının yarısından fazlasını Türkiye’de geçiriyorum. Bunun dört günü İstanbul’da gerisi Antalya kentimizde geçiyor. Her gün tanımadığım insanlarla fazla derinlere gitmeyen ama sorgulayıcı konuşmalar yapıyorum. Bu konuşmalardan anladığım bir gerçek var; AKP’li olduğunu direk söyleyen ama “Yolsuzlukları” kabul etmeyenler olduğu gibi, AKP’li olup da Tayyip’e toz kondurmayanların sayısı da az değil... Peki, bu körlük nereden kaynaklanıyor? Bu insanlar yaşamlarını zar zor kazanan insanlar... Nasıl oluyor da, birtakım gerçekleri hâlâ kavrayamıyorlar?.. Bu sorunun yanıtını sosyologlara, psikologlara bırakıyorum.


Cemaat – AKP çekişmesi bazı gerçekleri gözler önüne serdi. Dün canciğer kuzu sarması olan ikili, dershane olayı üzerine aralarından kara kedi geçti. Bu kara kedi devlet içerisindeki kimilerine göre “derin devlet”, kimilerine göre “paralel devleti” ortaya çıkardı. Bu ikilinin CIA yardımıyla nasıl ordumuza kumpas kurduğunu ortaya çıktı. Bunu en yetkili ağızdan aynı zamanda Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı, Ankara milletvekili Dr. Yalçın Akdoğan’dan öğrendik. Akdoğan şöyle yazıyor 24 Aralık günlü Star gazetesindeki köşesinde; “Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer eden sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını çok iyi bilir. Amaca ulaşmak için her yolu mubah görenlerin nasıl hastalıklı anlayışlar ürettiğini çok iyi bilir.


Buradan da anlaşılacağı gibi Yalçın Akdoğan, Cemaat – AKP ikilisinin bu ülkenin özellikle ordusu üzerinde oynadıkları çok çirkin oyunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bu açıklama bir kez daha gösteriyor ki, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Casusluk” gibi davalar gerçekdışı suçlamalarla, ordumuzun güzide askerlerini safdışı etmek için ortaya konan tezgahtır...


Bu skandallar içerisinde başbakan’ın oğlu Necmettin Bilal Erdoğan’ın da adını geçmesi ve şüpheli olarak ifadeye çağrılmasıdır. Basına yansıyan haberlere göre Bilal Erdoğan kayıptır. Nerede olduğu bilinmemektedir. Erdoğan kardeşler babalarının yakın dostu olan Remzi Gür’ün ekonomik yardımlarıyla eğitimlerini ABD’de sürdürmüşlerdir. Kardeşler 2002’ye kadar hiçbir ticari deneyimleri yoktur. Ne var ki herşey 2002’den sonra ortaya çıkmış, kardeşler son on bir yılda sayısız şirketler ve milyarlarla ölçülebilecek bir servet edinmişlerdir. Bu değirmenin suyu nereden gelmiştir? Tanrı bunlara “Yürü ya kulum mu” demiştir ya da din –i bütün kalpleri’nin bir zafer midir?!..


Sevgili okuyucular, gerçekten Türkiye’de çok şeyler oluyor ama başbakan hâlâ gerçekleri çarpıtmaya devam ediyor. İstifa eden bakanlar, milletvekilleri AKP’nin içyüzünü ortaya koymaya çalışıyorlar. Fakat bunlara itibar eden bir kitle yok... İstifa eden Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar; “ Sayın Başbakan’ın onayıyla yapıldı. Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletime saygılar sunuyorum” açıklamasını yapıyor. Başbakan’dan bu konuda tıs yok.


Başbakan bugün ziyarette bulunduğu Sakarya’da adaletsizliklere, yargı üzerindeki baskılara dayanamayarak 18 üyesinden 14’nün imzaladığı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerinin yayınladıları basın bildirisi üzerinden onları hedef olarak kendisi gibi düşünmeyen yargı mensuplarına veryansın ediyor. Hani, ülkemizde yargı bağımsızdı ve herşeyin üzerindeydi. Başbakan diyor ki, “Yetkim olsa, o üyeleri yargılar ya da görevden alırım.” Böyle birşey olabilir mi? Böyle bir sözü ülkenin başbakanı nasıl söyleyebilir? Söylediği andan itibaren, iktidarda nasıl kalabilir? Ama burası Türkiye, ne de olsa karşısında saygıyla anıyorum, sevgili Aziz Nesin az söylemiş, o durumda olan bir halk var...


Peki, Türkiye böyle bir başbakana müstahak mı? Sorunun yanıtını akl-ı selim insanlara bırakıyorum. Yandaş basına bakarsanız, başbakan bu skandallara karşı ülke çıkarları için “Bir İstiklâl Savaşı” başlatmıştır türünden arsızca manşet başlıklarla kamuoyuna sunuyor. Yalkalığın, pişkinliğin bu kadarına pes bile denmez, ancak dense dense “YUH” denir.


Bilinen bir fıkra vardır. Sevgili Ali Sirmen bugünkü Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde dile getirmiş. Fıkra şöyle: “Adamın biri, iki bavulla gümrükten geçmek isterken memur sorar:
- O bavullarda ne var?
- Kuş yemi der bizimki.
- Aç bakalım diye üsteler memur.
Bavullar açılınca görülür ki, silme kol saati dolu.
- Bu ne biçim kuş yemi, diye memur sorar memur.
Bizim uyanık vatandaş işi pişkinliğe vurur:
- Valla ben önlerine koyuyorum, yerlerse abi!..”


Sevgili okuyucular, durum tüm çıplaklığıyla ortada duruyor, ülke tam bir soygunun, vurgunun ortasına düşmüş, kapanın elinde kalıyor – tabii güçlüyseniz – ve başbakan sürekli dış ve iç güçlerin komplolardan dem vuruyor... Kendince mağdur edebiyatı rolü oynuyor.


Yerseniz...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI