İSTANBUL’DA OLMAK
Mustafa Sönmez

İSTANBUL’DA OLMAK

Bu içerik 1149 kez okundu.

Bir grup öğrencimle “eğitim ve kültür gezisi” için İstanbul’dayım. İstanbul’un tarihi ve kültürel mekanlarını dolaşmaya özen gösteriyoruz. Halkın arasında dolaşıyoruz.  Konuşmalara kulak kabartıyoruz. Halkta genel olarak bir vurdumduymazlık egemen gibi... Halkın birbirine ne sevgisi kalmış, ne de saygısı. Her an, bağırmaya, kavga etmeye hazır. Bir ölçüde patlamaya hazır bomba gibiler. Kim kime kazıyor, neden kızıyor belli değil. Halk çok ciddi kutuplara ayrılmış izlenimi veriyor.


Sabahın erken saatlerinde, gazete almak için otelimizin bulunduğu Ortaköy’de bir cadde üzerindeki büfeye uğruyorum. Gazete raflarına boyalı yandaş basının gazeteleri doldurulmuş ama muhalif basının gazetelerini görmek olanaklı değil. Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerini bularak alıyorum ama Yurt ve Aydınlık gazeteleri yok. Tezgah başındaki satıcıya soruyorum; “Bizde yok, git ana caddede satanlardan al” diyerek sert yanıt veriyor. Şaşırıp kalıyorum.


Otobüsler, tramvaylar, metrobüslerde yolculuk yapmak ayrı bir olay. Her zaman tıkış tıkış dolu. Bu nedenle birbirine kızan, bağıran ve uygunsuz sözler sarfeden büyüklü küçüklü yolcular... Kucağında küçük çocuklu bir kadına yer isteyen yaşlı beyefendiye, ağır sözler sarfeden bir delikanlı... Yeter artık konuştuğunuz, sesinizi kesin kafamı şişirdiniz diyen bir başkası...


İstanbul bahar mevsimi olması nedeniyle her taraf lale çiçekleri başta olmak üzere türlü çiçeklerle bezenmiş, çok hoş bir koku ortalığa yayılıyor. Seyrek olarak göz çarpsalarda  erguvan ağaçlarının çok güzel renkleri insanı büyülüyor. İstanbul bir taraftan lale çiçekleriyle donatılırken, diğer taraftan yok edilen İstanbul’un ormanları, ağaçları içimizi sızlatıyor. İstanbul’da bir takım projeler bahane edilerek, korkunç bir ağaç katliamı yapılıyor... Bu duruma tepki küçük mutsuz azınlıktan geliyor ama büyük mutlu çoğunluktan ses seda yok...  


Öğrencilerim olayları pek kavrayabilmiş durumda değiller. Onlar için bu gezi bir nevi küçük tatil konumunda algılanıyor. Çevrelerinde olan bitenlere biraz da yabancı gözüyle bakıyorlar. Sürekli bu neden böyle, sorularıyla karşılaşıyorum. Hayat pahalılığı öğrencilerimin kafalarını biraz karıştırıyor. Bu insanlar geçimlerini nasıl sağlıyorlar ve neden sesleri çıkmıyor diye...


İstanbul’un güzel bahar havaları bu günlerde 100. Doğum günü kutladığımız ünlü şairimiz Orhan Veli Kanık’ı her an hatırlatıyor. İstanbul demek Orhan Veli, Orhan Veli demek İstanbul demektir, edebiyatımızda... Onun ‘İstanbul’u dinliyorum’, ‘Beni bu havalar mahvetti’ şiirleri aklıma geliyor. İstabul’u dinlemek gerçekten çok güzel ama artık o İstanbul, Orhan Veli’nin İstanbul’u olmaktan çoktan çıkmış. Yapı Kredi Yayınları O’nun anısına bir kitap yayınlamış; “Sakın Şaşır- ma” adını taşıyor. Bir şiirinin son dizeleri.... Gerçekten de İstanbul dolaysıyla Türkiye için şaşırmamak elde değil... Nereden nereye geldik ve ne hallere düştük... Her taraf sahtecilik, ikiyüzlülük, egoizm kokuyor...


İstanbul’da siyasi ortamında her türlü yansımaları bulabiliyorsunuz. Kimi insanlar çekinmeden yüksek sesle iktidarı eleştiriyorlar ama konuşanlara ters ters bakanlar ve kafa sallayanları da görmek olanaklı. Meclisten geçen ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün önüne gelen MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) yasası günün konusu... Acaba Abdullah Gül imzalayacak mı, yoksa geri mi yollayacak? Bu yasayı imzalamak demek, demokrasinin tamamen rafa kaldırılarak despot parti iktidarına ‘evet’ anlamına geliyor. İmzalamazsa, Tayyip’le çatışmayı göze almak demek... Bunu yapabilir mi, göreceğiz ama Gül’ün işi gerçekten zor...


İktidarın başının demokrasiyi bir araç olarak gördüğünü çok iyi biliyoruz ki, kendisi açıkça söylüyor. Kendi amacını gerçekleştirmek için demokrasi onun elinde bir maymuncuk görevi konumunda. Alman Bertelsman Stiftung Vakfı tarafından yayınlana rapora göre, 41 OECD ve AB üyesi ülkeleri arasında 41. Sırada yani sonuncu olmamız bir tesadüf değil. Çünkü iktidarın başında demokrasi algısı yok. ”Ben yaparım, olur” mantığı egemen.


İktidarın başı kendi parti devletini pekiştirmek için seçim sistemini kendi kafasına göre değiştirmek istiyor. Basına yansıyan haliyle ülke ’Dar Bölge Seçim Sistemi’yle 550 seçim bölgesine ayrılacak ve her bölgeden bir milletvekili parlamentoya girecek. Böylece 40 -50 milletvekili fazla çıkarmayı planlıyor. Dolaysıyla ’Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu elde edebileceğini hesaplıyor. Ondan sonrası ise belli, yarı başkanlık sistemi adı altında tek parti ’despotizm’ini yaratmak ve ülkeyi Abdülhamit mantıyla korku, şiddet ve zorbalıkla yönetmek…


Ne dersiniz, olur mu?..

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN