Ülkemiz her an patlamaya hazır bir bomba durumunda olan bir başbakan tarafından yönetiliyor. Başbakanın ruh hali konunun uzmanı doktorları yakından ilgilendirmesi gerekiyor. Bu ruh haline sahip bir başbakan bu ülkeyi yönetemez, yönetmemeli...
Başbakan sınırsız gücü eline geçirdikten sonra, o güce dayanarak kendisine yönelik her harekete, her eleştiriye, her protestoya çok fena kızıyor, sinirleniyor; kimine “ananı da al git”, kimine “cübbeni çıkar da siyaset yap”, ana muhalefet liderine “genel müdür” , “önüne dört koyun kat, güdemez” gibi laflar etmeyi çok önemsiyor. Gazete patronlarına gazeteci kovdurmayı pek seviyor. Diğer yandan işine geldiği gibi, Yunus Emre’nin “Yaratılanı severiz/ yaradandan ötürü” diyen evrensel boyutlar taşıyan şiirini okuyor.
Başbakan da birbiriyle oldukça çelişen, kendi özünde çatışmalı kişilik yansımalarına tanık oluyoruz. Başbakan 77 milyon insanın başbakanıdır. Başbakan sadece önünde elpence duran, başeğen, dalkavukluk yapan, padişah efendimiz çok yaşa diyen bir toplumun başbakanı olmayı tüm Türkiye’ye tercih ediyor. Soma maden faciası için yaptığı ziyaret esnasında sergilediği tutum, kendisi gibi düşünmeyenlere karşı neler yapabileceğini ortaya koyuyor. Dünyanın hiçbir yerinde bir başbakan vatandaşa tokat atamaz. Türkiye’de olur diyorsanız, daha beterine müstehaksınız demektir.
Dünya kurulalı köprülerin altından çok sular akmıştır ve akmaya da devam edcektir. İ.Ö 540-480 yılları arasında yaşayan ünlü Yunanlı filozof Herakleitos, “Bir ırmakta iki kez yıkanılmaz” demiş. Böylece değişimin hep ileriye doğru ve evrenselliğini anlatmaya özen göstermiştir. Türkiye, 1071’lerde Anadolu’ya gelen Türklerin yaşadığı ama bu Türklerin artık o günkü Türkler olmadığı bir coğrafyadır. Başbakan artık karşısındaki toplumu iyi analiz etmeli ve ona göre söylemlerini gözden geçirmelidir. Atatürk’ün gençliği her yerde haksızlıklarla mücadele edecektir.
Başbakan ağzını açtığı andan itibaren üstü kapalı Atatürk’ü açık bir biçimde İsmet İnönü ve 1950 öncesi tek partili CHP dönemlerini eleştirmektedir. Bu eleştirilerinde bile çok büyük haksızlıklar dile getirmektedir. Şurasını iyi bilmelidir ki, kendisi çok sık eleştirdiği o dönemlere rahmet okutur duruma düşmüştür. Toplumumuz o dönemleri yakında mumla arayacaktır. Anadolu toprakları çok diktatörlere ev sahipliği yapmıştır ama hiçbiri sonsuza dek kalamamışlardır. Kendisinin çok sevdiği ve belki de bazı yönlerini severek taklit ettiği Osmanlı kızıl sultanı II. Abdülhamit bu topraklarda 33 yıl nefes aldırmamıştır. Sonuç önce sürgün sonra Yıldız Sarayı’nda kendi başına ölüme terk edilmek olmuştur...
Türk halkı Soma’da atılan tokatın tüm Türkiye halkına atılmış olduğunu unutmamaldır. Bu tokat sana, bana tüm halka atılmıştır. Bunu evirip çevirmenin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Gerçekler balçıkla sıvanaz. Dün tek parti ve İsmet İnönü’yü diktatör diye eleştirenlerin bugün halka tokat atmaya hakları yoktur. Diktatör dediğin İnönü ne zaman bir vatandaşa tokat atmış ve kötü söz kullanmıştır. Mustafa Kemal Atatürk ise, “Millete efendilik yoktur. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak ülkeme hükmetmek isterim...” diyor.
Tanınmış gazeteci Can Dündar Cumhuriyet’teki köşesinde bakın ne yazıyor: “Neyzen Tevfik’in dörtlüğü sanki Evren’den Erdoğan’a uzanan süreci anlatıyor:
‘Türkü yine o türkü
Sazlarda tel değişti
Yumruk yine o yumruk
Bir varsa el değişti’
İyi oldu bu değişim:
“Eski Türkiye”, modası geçmiş bir dipçikle yönetiliyordu.
“Yeni Türkiye” copla, tekmeyle, tokatla yönetiliyor.”
Türkiye halkı 21. yüzyılda yaşadığını unutmamalıdır. Ilımlı İslam şiarıyla ülkeyi, halkı hem küresel emperyalizme hem de kendi rant çıkarlarına alet edenlerden bunu hesabını mutlaka ama mutlaka bugünden tezi yok, sormalıdır. Ülkenin ve kendi geleceği buna bağlıdır...
