SÜRYANİLER SOYKIRIMA UĞRATILDI MI?
Mustafa Sönmez

SÜRYANİLER SOYKIRIMA UĞRATILDI MI?

Bu içerik 1818 kez okundu.

I.Dünya Savaşı’nın üzerinden 100 yılın geçmesine az bir zaman kaldı. Savaşın neden ve sonuçlarını irdeleyecek değilim. Savaş Osmanlı  İmparatorluğu açısından varlığının sona ermesiydi. 18. Yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı’daki azınlıklardan başkaldıranı yoktu. Ne zaman Osmanlı Anadolu’ya misyonerlerin girmesine ve çalışmalar yapmasına izin verdi. O zaman olayın rengi değişti. Azınlıklar bunlar eliyle yavaş yavaş Osmanlı’ya düşman hale getirildiler. Ermeni, Süryani, Süryani-Nesturi ve Keldanilerin Osmanlıya başkaldırmasında Anadolu’daki yabancı konsoloslukların ve misyonerlerin rolünü hiçbir zaman gözardı etmemek gerekir.


Süryaniler antik çağlardan beri Urfa, Nusaybin, Musul bölgelerinde yaşayan en eski Kuzey Mezopotamya halklardan birisidir. Etnik ve dinsel kimlik olmak üzere iki türlü tanımlanmışlardır. Bu iki kimlikli yapının uzun zaman süreçi içerisinde birbirinin içerisine geçtiğini görüyoruz. Süryanilerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde etnik kimlikleriyle değil, dinsel kimlikleriyle yaşadıklarını biliyoruz. 19. Yüzyıl ulusalcı hareketlerin 20. Yüzyılın başlarından itibaren Süryani aydınlarını etkilemeye başladığına ve az da olsa ulus kavramına vurgu yaptıklarına tanık oluyoruz. Süryaniler tarihsel süreç içerisinde dinsel açıdan Ermenileri de etkilemişler ve Hıristiyan olmalarında önemli rol oynamışlardır... Dinsel üst kurum olarak Süryaniler, 1892 yılına kadar Ermeni Patrikliğine bağlı kalmış ve bu tarihten sonra ayrı bir patriklik olarak muhatap alınmıştır.


Genel olarak Doğu coğrafyasında Süryaniler,  Diyarbakır - Van - Urumiye - Musul  arasında kalan bölgede Türkler, Kürtler, Araplar ve diğer Osmanlıya tebaasına mensup insanlarla birlikte yaşamaktaydılar. Bu bölgelerde yerleşenlerin yaşam biçimleri bir ölçüde aşiret yapısına dayanmaktaydı. Bu yapı içerisinde ve özellikle ekonomik yapıda aynı işi yapan - küçükbaş hayvan yetiştiriciliği- ön plandaydı. Bu yapılanma ister istemez toplulukların kendi aralarında çatışmalar yaşamaması neden oluyordu. Osmanlı, otlak, kan davası ve başka anlaşmazlıklara direk müdahale etmiyordu. Olaylar kendi liderleri arasında çözümleniyordu. Osmanlı daha çok idari, asayiş ve vergi toplama durumlarında ön plana çıkıyordu.


Doğu bölgesindeki bu aşiret yapısı zaman zaman sancılı olayların yaşanmasına da neden olmuş, Osmanlıya çok fazla şikayetler yapılmıştır. Osmanlı bu durumlara kimi zaman müdahale etmiş, kimi zaman geçiştirmiştir. Dolaysıyla o bölge her zaman görülen ya da görülmeyen çatışmalara hazır bir durumdadır. Birbirlerini sevmeyen ve her an çatışmaya hazır bir toplum yapısı varlığını yüzyıllardır sürdürmüştür. Bu bağlamda O bölgedeki başka topluluklarla zaman zaman çatışan zaman zaman dost geçinen bir Süryani, Nesturi, Keldani halkı mevcuttur.


I.Dünya Savaşı patlak verdiği zaman Osmanlı Süryani, Nesturi- Süryani ve Keldani halklarından Osmanlıya karşı savaşmamaları ve en azından tarafsız kalmalarını istemiştir. Osmanlı Sarayı Van Valisi Tahsin Paşa aracılıyla Nesturi Patriği Mar Benjamin Şimun’a haber yollayarak savaşa katılmamalarını istemiş ve durumlarının düzeltileceğine dair söz verilmiştir. Bu isteğe büyük ölçüde Süryani halkı uyarken, Süryani-Nesturi ve Keldani halkları buna uymamışlar ve o bölgelerdeki Rus daha sonrada İngiliz komutanlarının sözlü ve hiçbir şey ifade etmeyen bağımsız devlet vaadlerine kanmışlardır. Dolaysıyla Osmanlıya başkaldırarak önce Rus daha sonrada  İngiliz orduları saflarında Osmanlıya karşı savaşmışlardır. Rusların Urumiye bölgesinden ve İran’dan çekilmesiyle devreye giren İngiliz güçlerine tabi olmuşlardır. Urumiye, Osmanlı ile karşı güçler arasında birkaç kez el değiştirmek durumunda kalmıştır. Her defasında da kaybeden Süryani-Nesturileri, Keldaniler olmuştur. Oradaki kamplarda açlık, yoksulluk, salgın hastalık ve savaşla karşı karşıya kalmışlardır. Süryani- Nesturileri yoğun yaşadıkları Hakkari ve çevresini bırakarak Rus tarafında Osmanlıya savaş açmaları kendi hatalarıdır. Bugün bir “sözde soykırım”dan söz etmeye hakları da yoktur. Daha sonra Irak Bakuba bölgesindeki kamplara yerleştirilen bu grup, Cumhuriyet’in ilanından sonra eski topraklarına dönmek istemişler ama kabul edilmemişlerdir.


Nesturi-Süryanilerin liderlerinden olan Agha Petros Rusların İran’dan çekilmeleri üzerine İngilizlerle anlaşarak Urumiye bölgesinde pek çok savaşta liderlik yapmıştır. Nesturilerin Irak’taki Bakuba ve Mindan Kamplarına yerleştirilmeleri üzerine yine Agha Petros Nesturilerin geldikleri topraklara dönmelerini sağlama amacıyla ve İngilizlerin izniye silahlı mücadelesini sürdürmüş ama başarılı olamamıştır. Tekrar kampa döndükten sonra sunduğu raporda şöyle demektedir: “Mezopotamya’nın kuzeyinde yaşayan Kürtlerin kalbine uzun yıllar unutamayacakları bir korku saldık.Yüzlerce düşman köyü yaktık, yüzlerce silah ele geçirdik ve onlarca kişi öldürdük. Bu bölgede yaşayan Kürtlerin İngiltere’ye tekrar tehdit oluşturması uzun zaman alacaktır.”*

 

Yukarıda da değinildiği gibi Doğu bölgesi aşiretlerle yönetilen bir bölgeydi. Bu bölgede anlaşmazlıklar, düşmanlıklar hiçbir zaman eksik olmamıştır. Sürekli bir sürtüşme ve kavga söz konusudur. Süryanilerde o bölgede yaşayan Osmanlı Tebaasına bağlı bir halktır. Özellikle de Kürt aşiretlerinin saldırılarına sık olmasa da maruz kalmış bir halktır. Osmanlı tam  olarak Doğu bölgesinde bir devlet otoritesi kuramamıştır. I. Dünya Savaşı’na gelindiği yıllarda oldukça zayıflayan Ermeni ve Kürt isyanlarıyla sık sık karşı karşıya kalan Osmanlı’nın yönetim sıkıntıları ve idari boşluğu vardır. Süryanilerin Osmanlı’ya Ermeni çeteleri ve Keldani yardımlarıyla Midyat- Cizre dolaylarında yaptıkları tek isyan vardır ve bu isyan iki ya da üç hafta içerisinde barışla sonuçlandırılmıştır. Bu bağlamda Osmanlı topraklarındaki Süryaniler (Yakubiler) Osmanlıyla ilişkileri iyi düzeydedir. Osmanlı’nın bunlara karşı bir katlama girişmesi olanaksızdır. Bunu tarihçiler ve çeşitli devlet kaynakları (İngiltere, Amerika, Rus, Fransa) da doğrulamaktadırlar. Örneğin 1919 yılında gizli bir görevle bölgeye gelen İngiliz ordusundan Binbaşı E. Noel yazdığı raporlarında, “Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Hıristiyan halkların içinde savaştan en az zarar görenler Süryanilerdir (Yakubi). Osmanlı yönetimiyle iyi ilişkileri içerisindedirler. Ermeni tehciri kararı alındıktan sonra Yakubiler bu kararın dışında tutulmuşlardır” denilmektedir. Bu nedenle 2 Nisan 1919 tarihinde Midyat’tan İstanbul’daki ABD Yüksek Komiser’liğine gönderilen bir mektupta Osmanlı Tebaası olarak kalmak istediklerini bildirmişlerdir. Bu mektubun altında hem Hıristiyan hem de Müslüman liderlerin imzaları vardır. Soykırma uğramış bir halk böyle bir istekte bulunabilir mi?


Yurtdışında yaşayan Asuri/Süryani diyasporasının dört elle sarıldığı “Seyfo” (Arapça seyf kökünden türetilmiştir kılıç anlamına gelmektedir) kavramı hiçbir tarihi belgede geçmemektedir. Bu kavram sonradan uydurulmuş ve sözsel bir kavramdır. Bu söz “soykırım” amaçlı “Kılıç Yılı” anlamında kullanılmaktadır. I. Dünya Savaşı sırasında otorite boşluğundan yararlanan Kürt aşiretleri ve Kürt çeteleri bu Hıristiyan halkı o bölgelerden kaçırmak için zora ve şiddete başvurmuşlardır. Bu durumu Osmanlı’nın engellemesi olanaklı olamamıştır. Kürtlerle çatışan Süryaniler elbette ölümler ve acılar yaşamışlardır. Pek çok insan ya da aile o bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Nesturi ve Keldani topraklarına yerleşen Kürtler aynı taktikle boşalan Süryani köylerine de sahip olmuşlardır. Aynı şeyi Ermeniler içinde uygulamışlardır. Erkeksiz kalan kadınlar, kızlar, çocuklar Kürt ağalarına eş olmuş, çocuklar ise Müslümanlaştırılmışlardır. O bölgede acıklı bir trajedi maalesef mevcuttur. Fakat bu durumdan hareketle olaya bir soykırım gözlüğüyle bakmak çok yanlıştır. Çünkü ortada soykırım kanıtlayabilecek tarihi belgeler mevcut değildir. Olanlar ise, bunu doğrulamamaktadır. Asuri/Süryaniler “Seyfo” kavramı adı altında sözsel bir “mit” yaratarak kimliksel bir arayış içerisine girmişlerdir. Bu bağlamda kendilerinin ürettikleri “soykırım” yalanına kendilerini inandırarak var olmayan birşeyi kabul ettirmenin peşine düşmüşlerdir.


4 Mart 2007 yılında Brüksel’de Mıtran Hazail Soumi tarafından Mor Azoziel Kilisesi’nde bir konferans düzenlenmiş ve konuşmacı olarakMor Julıus İsa Çiçek, Qaşişo Yusuf Akbulut ve sözde araştırmacı Sabri Atman çağrılmıştı. Konferansta Mıtran Soumi’nin Sabri Atman’ın söylediklerine katılmaması ve Seyfo-soykırımı konusunda kendisinin e araştırmalar yaptığını ve konu hakkında 45 dosya topladığını söylemesi üzerine sert tartışmalar çıkmıştır. Mıtran Soumi, özellikle Sabri Atman’ın konuşmasındaki iddialarının araştırmalara ve arşiv kaynaklarına dayanmadığını vurgulamıştır. Mıtran Soumi’nin dikkat çeken sözleri ise şöyledir: “Ben Türkiye’yi korumuyorum, ama soykırım (genocide) ayrı birşeydir, katliam (massacre) başka birşeydir. Eğer Seyfo bir soykırım olsaydı şimdi hiçbirimiz hayatta olmazdık. Türkiye Devleti halkımıza yapılan katliamlardan sorumlu değildir.” Bunun üzerine Mıtran ve kilise hain olarak damgalanmaktan kurtulamamıştır. Sabri Atman Seyfo Center’in başkanı ve sözsel anlatımlarla Seyfo yalanı üreten bir makina konumundadır.


Stockholm Üniversitesi’nde Asur/Süryaniler üzerine bir lisans tezi yazan Jonas Linderholm, I. Dünya Savaşı’nda hiçbir biçimde Süryaniler’e soykırım uygulanmadığını ortaya koymuştur. Ne yazık ki, tarihten habersiz İsveçli politikacıların oy avcılığı nedeniyle mal bulmuş mağribi (Bedevi) gibi sözsel Asur/Süryani, Nesturi ve Keldani yalanlarına inanarak soykırım gibi insanlıkdışı bir yalanla bir ulusu karalamaları daha ne kadar sürecektir?


Sonuç olarak söylemek gerekirse; “SEYFO” yalanlardan ibaret bir soykırım masalıdır. Osmanlı I. Dünya Savaşı’nda Asuri/Süryani, Nesturi ve Keldaniler’e herhangi bir biçimde soykırım gibi bir insanlık suçu işlememiştir.


*Not: Bu yazının hazırlanmasında Balıkkesir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent Özdemir’in “Süryanilerin Dünü Bugünü – I. Dünya Savaşı’nda Süryaniler” adlı kitabından yararlanılmıştır.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN