Cahil ve onun türevi olan cehalet sözcüklerini tanımlamak için özel bir çabaya gereksinim yoktur. Yine de sözlükler cahil için; okumamış, öğrenim görmemiş kişi olarak tanımlıyor. Cehaleti ise; bilgisizlik olarak yorumluyor. Bu iki sözcüğün içerdiği anlamalara biraz yakından baktığımız zaman bu tür kişilerin dünyadaki gelişmeleri izleyemeyen, yorumlayamayan, kendi özündeki dar kalıpları kırmayan ve ona göre kendini hazırlayamayan anlamını da ortaya çıkıyor.
Bana bu yazıyı yazmaya yönlendiren nedenin başında hiç izlemediğin ve bir tesadüf sonucu yanlış kanal düğmesine başarak açtığım “ATV” kanalında o anda yayınlanan “Kim Milyoner Olmak İster” programı oldu. Yeni Bölüm adı altında sunulan programda 5 tane kişi izledim. Sorulan çok basit sorular karşısında bocalayan, hangisinin doğru olduğuna bir türlü karar veremeyen üniversite öğrencileri ya da üniversite bitirmiş kişilerin cahilliğine tanık olmak oldu. Bu durum bana, ne yazık ki, ülkemizde okumuş cahiller ordusunun azınsanamayacak kadar fazla olduğunu gösterdi.
Bir tek örnek vermem gerekirse, sorulan soru, “Aşağıdaki seçeneklerden hangi eser Fransız Edebiyatı’na aittir” biçimindeydi. Şıklar: A-Kürk Mantolu Madonna, B- Ana, C- Madam Bovari, D- bu şıktaki seçeneği hatırlayamadım. Yarışmacı işin içinden çıkamayınca iki yanlışın çıkarılması için joker hakkını kullandı. Geriye, A ve C şıkları kaldı. Yarışmacı süresinin bitimine birkaç saniye kala “Tam emin değilim ama C şıkkı diyorum, son kararım” dedi. Elbette doğru olanı bildi. Ama, Kürk Mantolu Madonna kitabının Türk Edebiyatı’na ait bir eser olduğunun bilincinde değildi. Belli ki, düşüncelerinden dolayı 1948 yılında Meriç Nehri üzerinden Yunanistan’a geçmek isterken öldürülen Sabahattin Ali adını hiç duymamıştı. Anlaşılan o dur ki, kitap okumak bir yana, günlük gazeteleri de takip etmiyordu.
Peki, doğma, büyüme İstanbullu olan ve Hukuk Fakültesi mezunu ve avukatlık yapan bu kişi, Türk Edebiyatı ve yazarları hakkında hiçbir eser okumadan okullardan nasıl mezun olmuştu?..
Savaşta silahlı güç olan orduya ve barışta, bilim ordusunun önemine inanan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu eşsiz devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk, Bursa’dan öğretmenlere seslenirken; “sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmenizi istiyorum” derken boşuna mı konuşuyordu? Yine, “Hayatta en gerçek yol gösterici bilim ve fendir” derken, “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır”, ya da “Hastalığın tedavisi ancak bilim ve fen ile bir biçimde yapılacak olursa şifa verici olur” derken neyi anlatmaya çalışıyordu?
Gelişmiş ülkelerin eğitim sistmlerine ve öğretilerine ve bir de bizim eğitim sistemimize, öğretilerimize bakalım ve ona göre düşünelim. Falan ülke nasıl kalkınmış sorunun özüne bakalım. Eğitim sistemi gelişmemiş ama, petrol zengini Arap ülkelerine el avuç açmayalım, ülkemizin zenginliklerini pazarlamayalım. Ülkemizin her karış toprağında atalarımızın kanı ve gelecek kuşaklarımızın yaşam hakları vardır, asla unutmayalım.
ÖSYM, Yükseköğretim Kurumları (YSK) sonuçları açıklandı. Sınava girenler içerisinden 100 bin gencimiz “0” yani “sıfır” puan çekmiş. Bu yıl sınava 3 milyon 527 bin 443 aday başvurmuş ama 2 milyon 995 bin 638 kişi katılmış. Sınavda 40 soruluk Türkçe testinde doğru yanıt ortalaması 20,021 ve temel matematikte 8,218 olarak gerçekleşmiş. Bunun ne anlama geldiğini eğitim bilimiyle uğraşan uzmanlarımızın değerlendirmesine bırakıyorum.
İsterseniz olaya genel olarak bakalım:
Temel Yeterlilik Testi (TYT)
Ortalama
Türkçe (40 soru) 20.021
Sosyal bilimler (20 soru) 8.688
Temel matematik (40 soru) 8.218
Fen (20 soru) 3.546
Alan Yeterlilik Testi (AYT)
Ortalama
Matematik (40 soru) 7.576
Fizik (14 soru) 2.519
Kimya (13 soru 1.768
Biyoloji (13 soru) 2.08
Türk Dili ve Edebiyatı (24 soru) 5.763
Tarih -1 (10 soru) 1.730
Coğrafya -1 (6 soru) 1.304
Tarih -2 (11 soru) 1.805
Coğrafya -2 (11 soru) 2.435
Felsefe (12 soru) 1.844
Din Bilgisi ve ahlak
bilgisi/ ek felsefe grubu (6 soru) 1.394
Bu sonuçlara bakarak değerlendirme yaparsak, eğitimde dibe vurduğumuzun kesin sonuçları diyebiliriz. Bu sonuçlar, AKP iktidarı döneminde bilmem kaç kez değişen eğitim sistemimizin büyük bir çıkmazın içerisinde olduğunun da kanıtı niteliğindedir.
Bu şu demektir, Türkiye Cumhuriyeti eğitim sistemi cehaletle donatılmış bir cahiller ordusu yetiştirmektedir.
Cahillik ve cehaletten kurtulmanın biricik yolu, çağın gidişine uygun olarak eğitim sistemimizin yeniden düzenlenmesi, eğitim kurumlarımızın yeniden yapılandırılması zorunludur. Buna göre, öğrenci yetiştirmek, eğitimin başlıca görevi olmalıdır. Okullarımızın donmuş düşüncelerden, hurafelerden arındırılması şarttır. Çocuklarımızın yuvalar, anaokulları ve kesintisiz 12 yıllık bir eğitim süzgecinden geçirilmelidir.
Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar Semerkant’ta katıldığı Türk Üniversiteler Birliği Rektörler Özel Toplantısı’nda yaptığı konuşmasında önemli mesajlar verdi: “Eğer yabancılar tarafından yönetilmek istemiyorsak, bilimde kuvvetli olmalıyız. Teknoloji önemli fakat temel bilim olmadan teknoloji olmaz. Avrupa’dan, Amerika’dan makine alıp ben teknoloji yapıyorum, ben patent aldım ile ne Türkiye ne de Türk dünyası yükselir. Unutmamalıyız ki biz çalıştığımız, ürettiğimiz sürece üstün olacağız.
(...) Bilim, adaletin, özgür düşüncenin ve sorgulamanın olduğu ortamlarda yeşerir. Bunu unutmamak ve çocuklarımızı bu ruhla, bu alışkanlıkla büyütmemiz lazım, onlara bu ortamı sağlamamız lazım. Bilimde özgür düşünce çok önemli...”
Aile çocuğun birinci derecede yetişmesinde, geleceğini kurgulamasında önemli rollere sahiptir ama, aileyi oluşturan bireylerin yetiştirilmesi, donanımı yine devletin eşitlikçi, özgürlükçü anlayışla okullarında vereceği çağdaş eğitime bağlıdır. Ülkemizde kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmeler, türlü nedenlere bağlı ve ağırlıklı olarak kız çocuklarının okula gönderilmemeleri çocukların yetiştirilmesinde büyük sorunlar yaratmaktadır. Bu durumun önüne geçilmesi kaçınılmazdır.
Çocuklarımızın, gençlerimizin kitap okumaları çok ama çok önemlidir. Bu nedenle her semte, her okula modern kütüphaneler kurulmalı ve çocuklarımızı çekecek biçimde düzenlenmelidir. Kütüphanelerimizde okuma saatleri düzenlenmeli, yazarlarımız, bilim insanlarımız davet edilmeli ve çocuklarla, gençlerle buluşturulmalıdır. Gelişmişliğin yolu çağdaş, bilimsel eğitim ve buna uygun hazırlanacak uygulamalı laboratuvar ortamlarından geçmektedir. Teknolojiye sahip olmak ve üretimle birleştirmek kalkınmanın, refah devleti olmanın yegane yoludur.
Çocuklarımızı tarikatlara kaptırmak ya da teslim etmek, medrese eğitimi adıyla çağdışı yapılanmaların önünü açmak bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.
