Serbest bırakılanlardan Osman Yıldırım’ın “gizli tanık” yapılarak dinlenilmesi ve bundan dolayı serbest bıraklıması kamu vicdanın da derin yaralar açtı. Seyrani’nin bir şiirinde dediği gibi “bu mahkemenin hükmüne derler mi adalet?” dedirten saçmalıklarla kararlar yazıldı. Kamuoyunda vicdan sahibi olanlar bu kararları kabul etmediklerini dile getiriyorlar. İsveç basınında bu davanın “şaibeli” olduğuna yönelik yorumlar var.
Evet, bu dava kim ne derse desin bir adalet skandalıdır. Türk Hukuk Tarihi ve Adalet Sistemimiz Osmanlı dönemi de dahil olmak üzere 700 yıldan bu yana böylesi bir absürdlükle karşı karşıya kalmamıştır. Nemrud Mustafa Mahkemeleri’ni de aratır duruma düşmüştür. Bu dava aynı zamanda Türk Hukuk Tarihi’ne bir “Utanç Belgesi” olarak geçecektir. Belki de ileride Hukuk Fakültelerimizde ibretlik ders olarak okutulacaktır.
Bu davanın sonu zaten ta başından belliydi. Bu durumu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkaran olaylar zinciri birbirini kovalıyordu. Uyduruk ortaya çıkarılan belgeler, yalancı gizli tanıklar, buldurulan CD’ler vs... vs.
Bu süreci başından beri bilenlerden biri olan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay karar sonrası yaptığı açıklamada; “Hükmü kabul etmiyoruz. Biz kendimizi halkın adaletine teslim ediyoruz. Bu davanın hedefi siyasidir, aracı ise hukuktur. Verilen karar ne olursa olsun bizi halktan koparmayı başaramayacaklar Sıcak bir sonbahara hazır olun” derken 12 yıl hapis cezası almasına karşın serbest bırakılan CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal ise; "Ben her zaman ülkemle, milletimle gurur duyuyorum. Ben bugün çok şükür buraya geldim ama buruk geldim. Temenni ederdim ki, oradaki bütün arkadaşlarımla beraber çıkalım. Ülkemiz bir dönemden geçiyor. Temenni ederim ki bu dönem geçsin, arkadaşlarımız, oradaki masum insanlar da çıksın. Hepimiz özgürlüğümüzün kıymetini çok iyi bilelim. Ülkemize de hizmet edelim" diyor.
Bir açıklamada Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’dan Geliyor. Başbuğ; “Anayasanın amir hükmüne göre, hâkimler görevlerinde bağımsızdır. Ve hâkimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Eğer bir ülkede, toplum hâkimlerin bağımsızlığını sorguluyorsa, verilen hükümlerin anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olduğuna ilişkin şüpheler taşıyorsa -ki toplumu şüphelere sevk eden o kadar çok yaşanmış olay vardır ki, bunun en son örneği de yasaya göre duruşmaların kapalı yapılmasına ilişkin gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada alınması gerekirken, bu yasa hükmünün yok sayılmasıdır- o ülkede hukukun üstünlüğünün var olduğu ileri sürülemez. Bu ise, o ülkenin başına gelebilecek en büyük felakettir. İlahi adaletin varlığını yüreğinde hissedenler ve er geç bir gün tecelli edeceğine inananlar. Bir topluluğa karşı duymakta olduğunuz kin sizi adaletten ayırmasın! Hep adaletten yana olun.Her zaman doğruların, hak ve haklının yanında, yani adaletin yanında olanların, vicdanları rahat olur. Ben öyleyim. Ve inanıyorum ki, hak hiçbir zaman yerde kalmaz” ifadelerini kullanıyor.
Tanınmış toplumbilimcilerimizden Emre Kongar bugünkü Cumhuriyet’teki köşesinde, ““Et kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa…” Ya da: “Naftalin bozulmuşsa…” diyor.
Buna, ünlü şair Bahtiyar Vahabzade’nin “Neylemeli” adlı şiirinden bir bölüm ekliyor
Yalanlardan cana doyduk
Ona uyduk, buna uyduk
Et kokuştu, tuza koyduk
Tuz kokarsa neylemeli?
Evet, tuz kokarsa, ne yapılır?
Biz vicdan sahipleri olarak bu davayı ve kararlarını peşinen kabul etmiyoruz. Bu yöndeki demokratik mücadelemizi her şartta ve zeminde sürdüreceğiz. Bu davanın Yargıtay aşamasında hukuksal zeminler yerli yerine oturtturularak bir hukuk skandalından ya geri dönülür ya geri dönülür...
Bu davanın “Savcısıyım” diyen başbakan bunu böyle bilsin...
