NAMUS CİNAYETİ KADININ SUÇU MUDUR?
Mustafa Sönmez

NAMUS CİNAYETİ KADININ SUÇU MUDUR?

Bu içerik 679 kez okundu.

Sevgili okurlar, bu yazıyı odaklanmamın nedeni 3 Kasım günü İsveç’in başkenti Stockholm’un kulağının dibindeki bir kent olan Västerås’ta kocası tarafından 50’li yaşlarda namus uğruna öldürülen bir kadının yetkili kurumlarca ciddi bir biçimde dikkate alınmayan çığlıklarını duyar gibi olmamdan kaynaklandı.

Bu olay bana hiç de yabancı değildi. Kadınların pervasızca sırf kadın oldukları için öldüdürüldüğü bir ülkenin insanıydım. Fakat, 42 yıldır içinde yaşadığım İsveç toplumunda da 50’ye yakın ”namus” uğruna öldürülen kadınların öykülerini okuyarak üzerinde sıkça kafa yordum. Çünkü gelişmişliğin en üst düzeyde olduğu ve kadın özgürlüğün tavan yaptığı bir ülkede yaşıyordum. Nasıl oluyor da ”namus” gibi bir soyut kavram üzerinden kadınlar burada da öldürülüyordu?

İnsanoğlunun ortaya çıkışıyla avcılık ve toparlayıcılıktan sınıflı toplumlara geçilmesi, kadının erkek karşısında konumunu da değiştirmiş, eve hapsedilmesiyle sonuçlanmıştı. Dolaysıyla sınıflı toplumların tarih sahnesinde kendine yer bulmasıyla insanoğlunun erkek ve kadın gibi iki farklı varlık olarak beliriyordu. Bu sınıflamada erkek fiziksel nedenler nedeniyle güç sahibi olarak baş köşede kendine yer ediniyor, söz sahibi olma hakkını elde ediyordu. Kadın erkeğin karşısında güçsüzlüğün simgesi konumunda kalıyordu.

Bu nedenle, başlangıçtan günümüze kadar kadın, hem ezenlerin hem de erkek egemenliğinin (ataerkilliğin) etkisiyle ezilen, erkeğin baskısına ve sömürüsüyle karşı karşıya kalıyordu. Kadın üzerindeki bu çifte sömürünün dozu ve niteliği ülkelerin üretim ilişkilerine göre çeşitlilik gösterse de değişmeyen tek şey kadın üzerindeki baskı ve sömürünün varlığı oluyordu.

Ülkelerin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapılarına bakıldığı zaman bu durumun kadının sömürü biçimine rengini verdiğini görüyoruz. Yarı-feodal ya da başka bir deyişle gelişmemiş, ülkelerde dinin etkisiyle de kadının hayatı, gerici/feodal baskıların cenderesinde bir kabusa dönüşüyor, içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Namus adına şiddetin ve cinayetlerin kökenine inildiği zaman erkek egemenliğinin toplumsal yapı içerinde haklı görülmesinden kaynaklandığı ortaya çıkıyor. Namus kavramının kadının iki bacağı arasında görülmesi, kadının erkeğin malı olmasını da bereberinde getiriyor ve kadına sessiz bir biçimde baş eğmekten başka seçenek bırakmıyor.

İran’ın Kürt bölgesinden 2000’lı yılların başında İsveç’e taşınan aile Västerås’a yerleşiyor. İlerleyen yıllarda müstakil bir ev alarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Kadın 13 yaşında evlendiriliyor ve koca evinde şiddet görmeye, şiddetle yaşamaya başlıyor. Belki onun için yeni ve kadın haklarının üst düzeyde olduğu bir ülkeye gelmesi umut gibi görünüyor ama, kısa bir süre sonra şiddet devam etmeye başlıyor. Kadın çaresiz, dil ve yol bilmediği ve de kocasının baskısından korkuğu için sessizce durumuna katlanıyor.

Kadının kocası herşeyini kontrol ediyor. Dışarıya çıkması, alışveriş yapması ya da bir erkekle konuşması büyük sorun oluyor ve şiddetin dozu artıyor. Kadının çalışmasına, okula gitmesine, insanlarla görüşmesine, sosyal yaşamına izin vermiyor. Giyimine kuşamına karışıyor. Çocuklarına da şiddet uyguluyor. Kadın, şikayetlerindeki ifadesinde kocasının kendisine "zihinsel terör" uyguladığı ve "hayatını tamamen kontrol ettiğini" defalarca söylüyor.

Dolaysıyla kadının kendi geleceğini planlama ya da kararlarını tek başına alma hakkının olmadığı gibi durumlar hiçbir zaman söz konusu bile olamıyor.

Kadın en sonunda herşeyi göze alarak sosyal kurumlara polise yaşadıklarını yansıtıyor. Şiddet gördüğünü bedenindeki morlukları, çürüklerleri gösterek kanıtlıyor. Çocukları bunu doğruluyor ama birkaç kez kadın sığınma evine yerleştiriliyor. Kadın, çocuklarının özlemiyle evine tekrar tekrar dönmek durumunda kalıyor. Bir seferinde de eve dönmezse, çocuklarını öldürmekle tehdit ediyor. Yine çaresiz eve dönüyor. Şiddet kesintisiz devam ediyor. Bir kez koca, uyguladığı bu şiddet olaylarından 5 ay hapis yatıyor.

Västerås İl gazetesi, cinayet şüphelisiyle ilgili "namus cinayeti ve kontrolü" konusunda 2015 yılı gibi erken bir tarihte bir endişe raporu sunulduğunu yazıyor. İdare Mahkemesi'nin 2016 ve 2024 yıllarında verdiği iki kararda, ”çocukların şiddet içeren bir ortamda bulunduğu ve ailenin "olumlu bir ilerleme kaydetmediği" görülüyor” deniliyor.

Kadın 2025 yılının ilkbaharında boşanma davası açıyor. Koca evden uzaklaştırılıyor. Fakat koca, "Seni öldürene kadar asla yalnız bırakmayacağım" diyor. Belgeler, aile içi şiddet konusunda endişe duyulduğunu ve ailenin namus çerçevesinde (töresel yasalar) yaşadığını gösteriyor. Kadın İran’daki erkek kardeşine telefonda bir erkekten gizlice direksiyon dersleri aldığını anlatıyor. Erkek kardeşi şiddetle karşı çıkarak yaptığının çok ayıp olduğunu, aileyi rezil etmeye hakkı olmadığını söyleyerek, derhal vazgeçmesini öğütlüyor.

İsveç’e göçen eden ailelerin çoğunluğu burada doğan ve büyüyen kız çocuklarını hâlâ kontrol ediyorlar. Lisede ders verirken işlenen bir konu nedeniyle bir öğrencim: ”Öğretmenim, ağabeyim eve kız arkadaşıyla geldiği zaman annem ona nasıl hizmet edeceğini şaşırıyor. Eğer benim bir erkek arkadaşım olsa ve eve getirsem, beni sağ bırakmazlar” diye yaşanan çelişkiyi anlatmaya çalışıyordu.

Kadınların kurtuluşu yine kadınların kendi elleriyle bilinçli, örgütlü bir biçimde çalışmalarıyla gerçekleşecektir. Kendi ülkelerinden getirdikleri köhnemiş törelerden kabuklarını kırarak yeniden doğmalarıyla olanaklı olacaktır.

Yazımı Gülten Akın’nın bir şiiriyle bitireyim.

Kestim Kara Saçlarımı

Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön
Yasaktı yasaydı töreydi dön
İçinde dışında yanında değilim
İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi
Bu nasıl yaşamaydı dön

Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti
Tutsak ve kibirli -ne gülünç-
Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez
İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı
Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum

Kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi
Bir şeycik olmadı -Deneyin lütfen-
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
Günaydın kayısıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye günaydın

Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
Bir yaşantı ile karşılayanlara
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN