Erdoğan, demokrat mı, diktatör mü?
Mustafa Sönmez

Erdoğan, demokrat mı, diktatör mü?

Bu içerik 2002 kez okundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Salı akşamı başlayan  Finlandiya, İsveç ve Polanya’yı kapsayan üç günlük AB üyeliği için destek arayışı bir çok skandala damgasını vurdu. Başbakan Tayyip Erdoğan yurtiçindeki tahamülsüzlüğünü yurtdışında da sürdürdü. Finlandiya’da bir gazetecinin Türkçe sorduğu soruya ”Kim seni görevlendirdi ve eline bu soruyu tutuşturdu” gibi küçümseyici yanıt vermesi bu tahamülsüzlüğün en belirgin örneği oldu.


Başbakan bu üç günlük gezisine katılan tek bir muhalif basın mensubu yoktu. Durum böyle olunca başbakana Türk basınından sorulacak sorular ister istemez ”Ismarlama” kavramını akıllara getirdi. Neticede de öyle oldu. İsveçli bir gazetecinin EL Kaide onun yan örgütü El Nusra’nın Türkiye’deki yapılanmasına ilişkin sorusuna ”Öyle bir örgüt mü var” biçiminde alaycı bir tavır takınması, başbakanın ne kadar gayri ciddi olduğu ve ruh halini sergileyen gösterge olarak karşımız çıktı.


Başbakan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a ver yansın etti. Halkını acımasızca öldüren en zalim diktatör olarak ilan etti. Tek parti iktidarının diktatörlükten başka hiçbir anlam içermediğini vurguladı. Doğrudur, tek partili yönetimler ister istemez diktatörlüklere kayabilir. Suriye Beşşar Esad’la demokrasiye doğru adımlar atabilirdi ama, Esad bu şansı çevresinin kalıplarını kıramadığı için kullanamadı. Babasının yolunu izlemeyi yeğledi. ABD ve Batılı güçlerin Ortadoğu’da yıllardır oynamaya çalıştığı bir senaryonun kurbanı oldu. Adına ”Arap Baharı” denilen uzaktan kumandalı isyan hareketleri önce Tunus’u, ardından Libya’yı ve Mısır’ı vurdu.


Mısır’da iktidarı ele geçiren ”Müslüman Kardeşler” örgütü daha bir yılını doldurmadan yeni bir ”Anayasa” hazırlayarak İslam şeriatına yol açacak düzenlemeleri Mısır  gündemine taşıdı. Müslüman Kardeşleri iktidara taşıyan güçler bundan rahatsız oldular ve bu sefer onları iktidardan indirecek olan askerlere ”Yeşil ışık” yaktılar. Mursi gitti, yerine Sisi geldi. Her ne kadar görüntü böyle olsa da Mısır halkı bir kez daha ”Şeriat” istemediğini açık bir biçimde ortaya koydu.

Türkiye çok partili döneme 1946 yılında geçti. 1950 yılında ezici bir çoğunlukla iktidarı CHP’den Demokrat Parti (DP) devraldı. Kısa sürede Adnan Menderes Türkiye’yi ”Küçük Amerika” yapma sevdasına kapıldı. 1954 seçimlerinde % 54 oy aldı ve kendisini erişilmez lider konumuna getirdi. Ben, her istediğimi yapabilirim rüzgarına kapıldı. Muhalefete nefes aldırmamaya başladı, Vatan Cephesi, Tahkikat Komisyonları kurarak ülkede tek adamlık zırhına büründü. 1958’den sonra ABD’yle araları açılmaya başladı. Rusya’ya yöneldi ve bunun bedelini canıyla ödedi.


Bugün Suriye lideri Beşşar Esad’ı diktatörlükle suçlayan Tayyip Erdoğan, ”Ben % 50’nin üzerinde oy aldım ve parlamentoda çoğunluğa sahibim” diyerek, hiçbir farklı sese kulak vermiyor. Kendisine karşı çıkan gazetecileri, aydınları, bilim insanlarını ve üniversite öğrencilerini türlü gerçekçelerle ele geçirdiği yargı yoluyla hapishanelere yolluyarak susturmaya çalışıyor. Bir taraftan Beşşar Esad’ı diktatörlükle suçluyor, diğer taraftan kendi ülkesindeki insanlar üzerinde korku ve baskı rüzgarları estirerek susturmaya, sindirmeye çalışıyor. Bu da bir diktatörlük değil midir? Başbakanın yaptığı ikiyüzlülükten başka birşey değilse, nedir? Bunun adına ne denir? Demokrasi mi, oligarşi mi ya da tek parti faşizmi mi?


Başbakan açıkça eylemleriyle ortaya koyuyor, ve diyor ki, ”Ben, İslam Cumhuriyeti kuracağım. Laik Cumhuriyete son vereceğim. Demokrasi sandık demektir ve ben sandıktan çıktım ve her istediğimi yaparım.” Bu mantık doğru mudur? Yandaşlara, kandaşlara, yalakalara bakacak olursanız, doğrudur. Onlar demokrasinin bir eşitlik, bir uzlaşma sistemi olduğunu görmemezlikten gelerek, kendi çıkar politikalarına göre hareket ederler. Bu bağlamda Tayyip Erdoğan’a sormak gerekiyor, Suriye lideri Beşşar Esad’la senin arandaki fark nedir? Esad’ın Alevi ve senin sunni olman mıdır? Bugün Türkiye’de AKP diktatörlüğü egemen kılınmaya çalışılmaktadır. AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’nın eleştirdiği Beşşar Esad’dan bir farkı yoktur. Bir ülkenin ne kadar demokrasiye sahip olduğunu öğrenmek istiyorsanız, hapishanelerdeki gazeteci sayısına bakınız…


Ünlü mizah şairimiz Neyzen Tevfik bir hicivinde, CHP’den iktidarı devralan DP’yi eleştirirken; ”Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti/Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!” diyordu. Evet, bugün baktığımız zaman Adnan Menderes’ten günümüze baskının, zulmün, aykırı düşünenlerin susturulması, hapishanelere doldurulmasında farklı bir uygulamanın olmadığını görüyoruz. Dün Menderes’in seçim kürsülerinden halka, ”Siz isterseniz şeriatı bile getirisiniz” derken, bugün provaları yapılan ”Şeriat” düzeninin aheste aheste getirilmeye çalışıldığına tanık oluyoruz. Buna karşı mücadele edenlerinin yeri ise, güdümlü yargının kararıyla hapishaneler oluyor.


Ne yazık ki, İsveç Hükümeti bir kez daha kendi ülkesel çıkarlarını düşünerek, diktatörlüğüne inandığı Erdoğan’ın yüzüne bunu söyleyemedi. Basın toplantısında Başbakan Fredrik Reinfeldt hareketlerini dikkatle izleyenler, rahatsızlığını görmüş olmaları gerekiyor. Reinfeldt, binbir surat adıyla anılan çocuk kitapları kahramanını aratmadı.


Ne demeli, yazıklar olsun Fredrik Reinfeldt!..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN