İsveç göçmen kabul eden ülkeler arasında önemli bir yere sahip olan ülkedir. Nüfusunun az olması ve bu duruma bağlı olarak gelecekte işgücü kaygıları göçmen kabul etmesinde rol oynamaktadır. Göçmenler gelirken beraberlerinde sadece giysileriyle dolu bir bavul getirmiyorlar. Bu bavul içerisinde kendi din ve kültürlerinde getiriyorlar. İsveç'te, Asya, Ortadoğu ve Afrika kökenlilere baktığımız zaman bir milyon yaklaşan bir nüfus oranları vardır. Bu nüfus oranının içinde İslam dinine bağlı olanların % 70’lere varan bir oranı vardır. Yaklaşık olarak 500 bin civarında kendini Müslüman olarak adlandırılan insanlar vardır. Bunların yarısından fazlası günlük dinsel görevlerini yerine getirmektedir. Her yerde camiler açılmıştır.
Danimarka ve İsveç vatandaşı olan “Sıkı Yön” adlı bir parti kurarak aşırı sağ fikirleri yaymaya çalışan Rasmus Paludan, gerek Danimarka’da gerekse zaman zaman İsveç’e gelerek yabancı ve İslam düşmanlığı yönünde insanları kışkırtan bir eylemcidir. Bunu kendisi, “Ben Kuran yakarak Müslümanları kışkırtmak istiyorum. Amacım, bunların ne kadar tehlikeli olduğunu tüm dünyaya göstermektir” diyor.
Bu durumda ve bunu çok iyi bilen İsveç polis kurumları Rasmus Paludan’a hem Paskalya hem de Ramazan ayı olması nedeniyle yapacağı eylemlere neden izin vermiştir? Bu kişi daha önceleri de Kuran’ı yakma girişimlerinde bulunmuş, sert tepkilerle karşılaşmıştı. Durum böyleyken polis yetkilileri ve Ulusal Güvenlik Teşkilatı (Säpo) nasıl bir değerlendirme sonucu izin verdiler. Bunu anlamakta oldukça zorlanıyorum.
İsveç, ifade özgürlüğü konusunda hassas bir ülkedir. İnsanlar herhangi bir baskıyla karşılaşmadan düşüncelerini açıklayabilir ve yayabilirler ama bu sınırsız değildir. Ben elime “Nazi Bayrağı” alıp İsveç sokaklarında ya da meydanlarında “Hitler selamı”yla eylem yapmaya kalksam hemen yakalanır ve tutuklanırım. Müslümanları kışkırtmak ve isyanlar çıkarmak amaçlı eylemler yapan Rasmus Paludan aksine polis tarafından herhangi bir saldırıya uğramaması için özel olarak korunuyor, polisin gölgesinde eylem yapıyor. Bunu da anlamak zor...
Rasmus Paludan’ın İsveç’in ve Müslümanların yoğun bulunduğu kentlerin semtlerinde Kuran yakma girişimleri sonucu ortaya çıkan kargaşa ve şiddet eylemleri karşısında İsveç polisinin beceriksiz ve yetersiz kaldığı daha doğrusu nasıl tepki göstermesi gerektiğini bilmemesi polislerin eylemciler tarafından şiddete maruz kalmaları, yaralanmaları kaçınılmaz olmuştur. Polis arabaları ateş verilmiş ve tam bir kaos ortamı yaratılmıştır.
İsveç’te göçmenler konut ayrımcılığı yaşayan ve varoşlara hapsedilen insanlar topluluğudur. Varoşlarda kendi dünyalarını yaratmışlar, hatta kimi semtlerde kendi düzenlerini bile görünmez bir biçimde kurmuşlardır. İşte buralarda İslam karşıtı eylemlere izin verilmesi tam bir akıl almazlık ve mantıksızlık örneğidir. İsveç polisi ve Ulusal Güvenlik Teşkilatı yetkilileri bu durumu değerlendirmekten yoksun kişiler midir? Elbette, hayır. Öyleyse, bunu neden izin verilmiştir?
İsveçli ırkçılar zaman zaman Müslümanları kışkırtmak amacıyla camilere “domuz kafası” atmak ve Nazi sembolleri karalamak gibi girişimlerde bulunuyorlar. Müslümanlar sabırlı bir biçimde suçlıuların bulunması için polisle işbirliği içerisnde oluyorlar. Şiddet istemediklerini beyan ediyorlar. Fakat bazı durumlarda iş çığrından çıkıyor. Müslümanlar kendilerine ya da gençlere hâkim olamıyorlar.
Elbette, bu gençlerin arasına giren ve onları kışkırtan, polise saldıran kişiler de yangına körükle gidiyorlar. Varoşlarda sıkışıp kalan göçmen gençleri hınçlarını bir biçimde ortaya çıkan kaos ortamalrında boşaltmak gibi yanlışlıkların içerisine düşüyorlar. Bu durumu iyi bilen kışkırtıcılar ortamdan yararlanıyorlar.
İsveç, mafyalaşmış sokak çeteleriyle başı dertte olan bir ülkedir. Bu tür eylemlerde bu sokak çetelerinin rol üstleneceğini bilmemekte midir? Basında çıkan yazılarda “çete bağlantı”ları aramak tam bir izansızlık örneğidir. Bu kalabalıkların içerisine çetelerde katılarak kışkırtmalarda, polise karşı sert eylemlerde buluınmuş olabilirler. Bu mantık dışı bir durum değildir. Çeteler de varoşlarda üstlenmişlerdir. Yasadışı işlerini ve eylemlerini oralarda sürdürmektedirler.
Sözün özü olarak, polisin Rasmus Paludan’a eylem izni vermesi çok yanlıştır. Bu toplumda kin ve nefret yaratmaktan başka bir işe yaramaz. İsveç’te toplum düzenini bozmak suçtur ve Paludan, bu suçu işlemiştir. Buna polis kurumları da ortak olmuştur.
Müslümanlar dinleri ve değerleri konusunda Hıristiyan Dünyası’na göre çok daha hassas bir yapıya sahiptirler. İslam ve dolayısıyla değerlerine saldırmak, batı dünyasında sadece ve sadece kin ve nefret yaratır, toplumu ayrıştırır, birbirine düşman yapar.
Not: Bu satırların yazarı kimden ya da kimlerden gelirse gelsin, her türlü şiddete ve şiddet eylemlerine karşıdır.
