Toplumsal olayların ortaya çıkması ve yansımaları arasındaki bağlantıyı çok iyi görmek ve değerlendirmek gerekiyor. Olaylara salt göçmen kökenli gençler toplumda huzursuzluk yaratıyorlar varsayımlarıyla bakacak olursak, suyun altındaki buz dağının büyüklüğünü görmemiş oluruz. Halbuki çok masumanece başlayan olayların perde arkasında büyük çaplı sorunların yattığı gerçeğini yadsımak ve olayı sokakta araba yakma eylemine indirgemek durumuna düşeriz ki, bu bizi yanılgılara sürükleyebilir. Her toplumsal olayın altında, o olayın kendisinden daha büyük sorunlar yattığının bilinmesidir. Bunu gerçeği kavrarsak, çözümü de daha kolay olur.
Husby olayı sadece polisin haklı ya da haksız yere ev baskınında öldürdüğü 69 yaşındaki kişinin hakkını aramak olmadığı yaşanan olayların gelişmelerinden anlayabiliriz. Bu durum bize gösteriyor ki, göçmen aileler ve çocukları kendilerini bu toplumun bir parçası, bir bireyi olarak kabul edemiyorlar. Toplumdışına itilmişlik duyguları ağır basıyor. Bu duyguların altında ezilen insanlar hem seslerini duyurmak hem de huzursuzluklarını dışavurmak amacıyla isyankarlaşıyorlar...
Toplumbilimcilerin, siyasetçilerin çevrelerinde olup bitenleri çok iyi görmeleri ve irdelemeleri gerekiyor. Yangın bacayı sarınca kovalarla su dökmenin o yangını söndürmeye yetmeyeceğini gerçeğini de bilmeleri gerekiyor. Bundan beş yıl kadar önce Fransa’da göçmen gençlerin ayaklanmalarından Avrupa’nın ve özellikle İsveç’in ders çıkaramadığı görüyoruz. Halbuki o olaylardan Batı devletlerinin başta Fransa olmak üzere çıkaracağı büyük dersler vardı. Demek ki, İsveç’te dersine iyi çalışmamış, iyi hazırlanmamış ve böyle üstünkörü günübirlik olayları çözmeye, yatıştırmaya çalışırsa, gelecekte ortaya çıkacak olayların daha büyük olacağını bilmesi, hesap etmesi gerekir.
Olayların göçmen kökenli ailelerin yaşadıkları bölgelerde meydana gelmesi, İsveçli kurumları düşündürmesi gereken uyarılardır. Göçmen kökenli gençler toplumda en fazla ayrımcılığa, dışlanmışlığa maruz kalan ve aynı zamanda işsizliğin en yüksek ve eğitimin en düşük olduğu kesimleri oluşturuyorlar. Gençler kendilerine toplumda yer bulamadıkları için birtakım olayları bahane ederek içlerindeki öfkelerini bir ölçü de toplumun yüzüne kusuyorlar.
İsveç toplum gerçeğine baktığımız zaman “Biz ve Onlar” düşüncesinin topluma damgasını vurmuş olduğunu hissedebiliyoruz, görebiliyoruz. Liseye giden göçmen kökenli gençlerle konuşulduğu zaman bu gerçeği daha iyi anlayabiliyoruz. Göçmen kökenli gençler toplumda saygınlık görmediklerini ve kendilerinin sanki bir parazit gibi algılandıklarını dile getiriyorlar. Adlarından, etnik ve dinsel kimliklerinden dolayı sürekli dışlandıklarını ve haksızlığa uğradıklarından yakınıyorlar. Kimi göçmen gruplarının kültürel nedenlerden dolayı çocuklarını belli kalıplar içerisinde tutmaya çalışmaları da ayrımcılığı, dışlanmışlığı artıran etmenler olarak değerlendirilmesi, ele alınması gereken konular olarak önümüzde duruyor.
İsveç toplumunda artan işsizlik nedeniyle ortaya çıkan ekonomik dengesizlikler, gençlerin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duruyor. Bu da gençleri bunaltarak, arzu etmedikleri eylemlere ve kirli işlere bulaşma nedenleri olarak ortaya çıkıyor. Artık İsveç’te de sosyal devlet yapısının yeniden inşaa edilmesi gerçeğini gündeme taşıyor. Bugünkü iktidar sekiz yıl içerisinde göçmenleri ve çocuklarını tamamen unuttu dersek, olayı abartmamış oluruz. İsveç’te sosyal devletin işlevinin sıkı bir biçimde sorgulanması, irdelenmesi ve yeniden günün koşullarına göre biçimlendirilmesi gerekiyor. Burada da sosyal yapı içerisinde bir çürümüşlük su yüzüne çıkmaya başladı denilebilir. Toplumda hemen göze çarpan ekonomik gelirdeki dengesizlik gittikçe derinleşmekte ve bir ayrışmaya doğru gitmektedir. Toplumda yeni yoksulların hergün ortaya çıkması, huzursuzlukların ana kaynağını oluşturacaktır.
Göçmen grupları içerisinde 120 bin sayıyla önemli bir yere sahip olan Türk toplumunun rahat olduğu söylenemez. Bu toplumunda büyük sıkıntıları olduğunu ve çeşitli nedenlere bağlı olarak diğer gruplara oranla sessiz kaldıkları söylenebilir. Ama bu yaşam gerçeğini değiştirmez.
Bir başka önemli konuda federasyonlaşmadır. Bu bağlamda buradaki Türk toplumuna baktığımız zaman örgütlenmede başarılı sayılabilir ki, her önüne gelen bir federasyon kurmaktadır. Bugün Türk toplumu onun üzerinde federasyona sahiptir. Bu federasyonlar ne yapmaktadırlar ve işlevleri nedir? Sadece devletten yardım almak ve kişisel kariyer yapabilmek için mi kurulmuşlardır? Son on yılda hangi federasyon toplumun sıkıntılarına, sorunlarına çözümler üretmiş ve katkılar sağlamıştır? Bu tür bir çabaları var mıdır?
Bir haftadır süren olaylar sürecinde hangi federasyonumuz iktidara “ne oluyor, ne yapıyorsunuz” diyerek, bir görüşme talebinde bulunmuştur. Ya da derneklerinde bu olayları ele alan toplantılar yapmışlardır. Türk toplumun bunları da daha ciddi ciddi düşünmesi ve sorgulaması, gelecek için toplumun yararına olacaktır...
