Sevgili okurlar, bilmem güler misiniz ya da ağlar mısınız, içinde yaşadığımız bu güzel ülkemizin garip haline?.. Bir Stand up’çı mizah yaptı diye ters kelepçe doğru karakola ve arkasından kodese yollanıyor.
Bu kişiyi tanımıyorum ve büyük bir tesadüf ilk kez adını ve “Ölü deniz” adlı videosunu bir arkadaşımın evinde youtube kanalını tv üzerinden izledim. Bu Stand up’çının adı Deniz Göktaş. Bu programına hem güldüm, kahkaha attım hem de söyledikleri üzerinde düşündüm. Doğrusunu söylemeliyim ki kendisi hakkında da endişelendim. Endişemde haklı olduğumu bir hafta sonra kanıtlanmış olarak basından öğrendim.
Ülkemizde mizah özellikle de kara mizah yüzyıllardır varlığını devam ettirmektedir. Bunun binlerce örneğini Nasreddin hoca, Temel, Bekri Mustafa, Karakeçili ve Bektaşi fıkralarında görürüz. Ayrıca Neyzen Tevfik’i de unutmayalım. Anadolu argosunda da kara mizah örnekleri vardır.
Wikipedi kara izahı: “Kara mizah, kara komedi veya ofansif mizah, komedi ve hicvin alt türlerinden biridir. Genellikle cidiyetle anılan din, cinayet, ölüm, hastalık, savaş, tecavüz, pedofili, doğal afet, akıl hastalığı gibi konuları mizahı bir anlayışla ele alır. Kara mizah açık seçik olana karşıtlık göstermesine rağmen bu anlayışla ilgilidir. Dolaysız gülmecede mizahi durumların çoğu şoka ve ani değişimlere dayanırken kara mizah genellikle ironiyi, hicivi ve hatta bazen yazgıcılığı da kullanır.
Kara mizah; kötü bir olayı, mağdurun bile gülebileceği, diğer insanları ise güldürmekten çok düşündürerek buruk bir tebessüm oluşturacak şekilde mizah unsuru olarak sunup gündeme getirmeye çalışmaktır.” olarak tanımlıyor.
Ülkemizde güncel politik durumu, siyasetçileri ve zaman zaman da kişileri belli kriterler üzerinden eleştirmek hoş karşılanmamaktadır. Katile katil, caniye cani ya da PKK kurucusu terörist başı Abdullah Öcalan’a “Bebek katili” demek hakaret değil, yaşamın en gerçek değerlendirme sözüdür.
Tarihten sayısız diktatörler gelip geçmiştir. Bunlara dikatör demek hatıralarına saygısızlık mıdır? Günümüzde de diktatörler hem de delilik derecesinde olanlar da vardır.
Hani, Sultan Dördüncü Murat koyduğu içki yasağını kontrol için tebdili kıyafet teftişe çıkar. İçki içen var mı hesabı, Bir kayığa biner, boğazı geçecektir. Kayıkçı bizim meşhur Bekri Mustafa'dır. Kıyıdan açılırlar, Bekri Mustafa şişeyi zuladan çıkarır, iki fırt çeker, kılık değiştirmiş sultan sorar.
- O nedir ?
- (Bekri ihtiyatlıdır) Kuvvet şurubu, iki yudum içince kürek falan vız gelir bana, Padişah merak eder
- Birader ver iki yudumda ben içeyim
Bekri acır, kimse görmez gariban içsin iki yudum şarap der. Şişeyi uzatır, sultan kafaya diker.
- Ulan bu düpedüz şarap, Bekri evet şarap
- Padişah ulan ben şarabı yasak etmedim mi ?
Bekri lan sen kimsin şarabı yasaklayacak,
Padişah - Ben Sultan Murad’ım
Bekri küreği kapar, vurdum mu küreği yuvarlarım seni aşağı, daha iki yudum içtin kendini padişah zannettin, şişeyi bitirsen haşa dünyayı ben yarattım diyecen.
Zeki Alasya-Metin Akpınar ikilisi Devekuşu Kabare sahnesinde siyasal durumları, siyasetçileri alabildiğince eleştiri malzemesi yaparlardı ama, kodesin yolunu tutmazlardı. Şimdi ne oldu ya da ne değişti? Aynı zamanda Marko Paşa, Akbaba, Gırgır gibi mizah dergileri binlerce satardı. Milliyet gazetesindeki Bedri Koraman’nın karikatürleri unutulur mu?
Toplumsal kültürümüzden, hoşgörü ve eleştiri geleneğimizden neden bu kadar uzaklaştık, koptuk? Her şeyi hemen hakaret bazında ele alıp veryansın ediyor, mahkeme koridorlarına koşuyoruz.
