Sevgili okuyucular, ülkemizde her şeyin toz duman olduğunu ve bu toz duman içerisinde gerçeklerin üzerini bir toz bulutunun kapladığını görüyoruz. İnsanlarımız gerçeği tam anlamadan yarım yamalak bilgilerle gerçeklerden çok uzak anlamsız gerçekler üretiyorlar. Bu durumda insanlarımız arasında anlamsız, nedensiz kargaşalara, kutuplaşmalara ve dolaysıyla düşmanlıklara neden oluyor.
MHP lideri Devlet Bahçeli^nin Meclisin Ekim ayı 2024 yılı açılışında DEM partililerin ellerini sıkmasından sonra yine ikinci barış süreci 22 Ekim 2024'te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısıyla başlamıştır. Anımsarsınız, birinci barış süreci hendek çatışmalarıyla hüsranla sonuçlanmıştı.
İkinci Terörsüz Türkiye Barış ve Çözüm Süreci ya da Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak da yorumlayabilirsiniz. 22 Ekim 2024 tarihinden bugüne kadar İmralı’daki bebek kâtiliyle sürekli DEM Heyeti’nin görüşmeleriye kotarılarak sonucunda bir komisyon çalışması ve bir yasayla noktalandı.
Bu yasaya “Çerçeve Yasası” adı verildi. Yasa 12 maddeyle doğru dürüst tartışılmadan, kamuoyu aydınlatılmadan apar topar TBMM’nden geçirildi. Ne yazı ki, bu ihanet yasası belki de şu ana kadar PKK’yi meşrulaştırmak için en ileri giden girişimlerden birisi olarak ülkemizin başına bela edildi. Bu yasanın altından barış değil, kaos fırtınası yaşanacağı aşikardır.
Çerçeve yasanın kabul edilmesinden sonra DEM parti Eş Başkanları’nın söylemleri bu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Güneydoğu, Doğu illerimizde düzenlenen DEM’in mitinglerinde sözde Kürt bayraklarının açılması, bebek kâtilinin ve kimi terörist posterlerin asılması, “Yaşasın Kürdistan” sloganlarının haykırılması konuyu yeterince özetlemiyor mu?
Diyarbakır ve diğer yerlerde terörist kâtilleri anmak amacıyla kurulan taziye çadırları ve bu çadırlara asılan terörist posterleri ve Şehid Namırın (Şehid Ölmez) yazıları her şeyi anlatmıyor mu?
21 Şubat 2026 anadil gününde Halkların Eşitlik ve Demokarasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Sayın Cumhurbaşkanı'na seslenmek istiyorum: Ankara artık Kürtlere parmak sallamaktan vazgeçsin. Kürtlere parmak sallayacağına ya onları kardeş görsün, müzakere etsin. Suriye'deki demokratik entegrasyon sürecine katkı sunsun.
50 milyon Kürt bu coğrafyada Orta Doğu'da yaşıyor. 50 milyon Kürt'ün dilinin yasak olduğu bir süreçte anadili kutluyoruz. Buruk bir şekilde kutluyoruz. Umarım anadilimizin özgür olduğu, çocuklarımızın anadiliyle eğitim gördüğü, ana dilini öğrendiği, sistemin artık bir kenara ittiği bu ana dil konusundaki yargılarını, kaygılarını ortadan kaldırdığı bir süreci hep birlikte yaşarız. Meclis komisyonunda da raporda aynen şöyle diyor. Doğuştan gelen haklar diye bir belirleme var. İşte dil doğuştan gelen bir haktır. Dil Allah-u Teala'nın insanlara ayrı ayrı vermiş olduğu bir haktır. O hakkı artık kimse inkar etmemeli. Bu ramazan ayında Allah-u Teala'nın Kürtlere bahşettiği o dile saygı göstermeli. O dilin yaşaması için. O dilin eğitim öğretim dili olması için de inşallah herkes üzerine düşen görevi, sorumlulukları yerine getirir.
Bu hakkın 21. yüzyılda sadece Kürtler için değil, dünyada dili reddedilen, inkar edilen bütün halklar için artık yaşama geçmesi gerekiyor. Biz bunun mücadelesini yürüteceğiz. Dil mücadelesini yürüten dünyada nerede bir halk varsa da Siirtler olan Kürtler olarak onlarla dayanışma içerisinde olacağımızı da belirtmek istiyoruz" sözlerini sarfetti.
Ayrıca, 29 Ağustos tarihinde Tuncay Bakırhan’ın “Kürt’ün ötekileşmediği, stadyumlarda sarı torba gösterilmediği, Kürt’ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır” sözleriyle esasında kurulan tezgâhı gayet açık izah ediyor.
PKK böylece Türkiye’de şu an asimetrik bir savaş açtığını ve yürütmeye başladığını da görmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor mu? Bu yöntem yeni bir yönetim değildir, zira yıllarca her seçimde HDP’den DEM’e kadar yürütülen bu tür faaliyetler demoklesin kılıcı gibi tepemizde asılı durmuyor muydu?
DEM Eş Başkanları ve kimi yetkililerin kullandıkları sözde “barış dili” zehir saçmıyor mu? Bir ülkede iki tane resmi dil olmaz. Eğitimde iki başlılık hiç olmaz. Anayasmızın ilgili maddeleri buna gerekli yanıtı vermiyor mu?
DEM’liler, dillerine dolamışlar; Eşit Yurttaşlık, Anadil ve Yerel Yönetimler. Türkiyemizde hangi Kürt vatandaşımız eşit değildir. Kürtçeyi konuşmamaktadır ve ötekileştirilmiştir.
Bugün Güneydoğu ve Doğu ilerimizde yaşayan Kürt vatandaşlarımız kişisel özgürlüklerde zorluklar yaşıyorlarsa, bu nedeni bugüne kadar çözemediğimiz feodal yapının yan unsuru olan aşiret sistemi, toprak ağalığı ve köhnemiş gelenekler ve göreneklerdir. Ayrıca kadına bakış açılarıdır. Burada siyasallaşan din konusuna girmiyorum.
Suriye’deki PKK’nin uzantısı olan SDG/PYD kendini fes etmedi. Tüm unsurlarıyla varlığını sürdürüyor. Ağa babaları ABD’nin isteği doğrultusunda iki terörist grup Şara ve Mazlum Abdi anlaştı. SDG/PYD kendini sözde Suriye Ordusuna entegre etti. Mazlum Abdi aynı zaman Şara’ya hem yardımcı hem de başdanışman oldu.
Bu satırların yazarı hiçbir zaman Kürt halkımıza düşman olmadı. Silahların susmasını ve topluma huzur ve güvenin yerleşmesini, ülkemizin raydan çıkan demokrasiye, bağımsız adalet sistemine acil dönmesini içtenlike arzu etmektedir.
