Mustafa Sönmez

"TÜRKÇEM, BENİM SES BAYRAĞIM”

Bu içerik 534 kez okundu.

Türk Dil Devrimi’nin 94’ncü yıl dönümündeyiz. 26 Eylül Türk Dili’nin bayramıdır. Türkçe köklü bir dildir. Yüzyıllardır varlığını her türlü engellemelere karşın sürdürmüştür. Selçukluların ve Osmanlının Farsça ve Arapçayı yeğlemeleri Türkçeyi ortadan kaldıramamış, halkımızın dilinde varlığını yaşatmıştır. Bu bilinçle eşsiz devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, önce 1 Kasım 1928 yılında “Harf ya da Yazı Devrimi”ni gerçekleştirmiş ve arkasından 12 temmuz 1932 yılında “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”ni kurarak; “Dil Devrimi”ni gerçekleştirmiştir. Bu cemiyet daha sonra Türk Dil Kurumu adını almıştır.

Bugünkü dil politikamıza baktığımız zaman Türkçenin içine düştüğü çıkmazı Türkçe severleri derinden üzmektedir. Neo-Osmanlıcıların eğitim sistemindeki Arapça dayatmaları dilimizi bir çıkmaza sürüklemektedir. Halbuki, ulus, kültür ve dil birbirlerinde ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. Dilini yitiren bir ulus varlığını koruyamaz. Başka uluslara yem olur.

Eşsiz devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk: “Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin ulusal ve varsıl olması ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” , “Türk demek dil demektir. Ulusculuğun en belirgin özelliklerinden biri dildir. Türk ulusundanım diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türk dili, Türk ulusu için kutsal bir hazinedir.” der.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dil devrimindeki amacı: ”1932 yılında başlatılmış olan dil devrimi ise, Türkçeyi gelişmiş bir toplumun yüksek düzeydeki gereksinimlerini karşılayabilecek bir kültür dili durumuna getirebilme amacına yönelmiştir.

Dilin eski devirlerine ve kaynaklarına kadar inen araştırmalarla Türkçenin zenginliğini ortaya koymak, Türkçeyi uzun vadede çağdaş uygarlığın gerektirdiği her türlü gereksinimi karşılayabilecek sözcük ve kavramlara sahip, yaratıcı, işlek bir dil durumuna getirebilmek, Türkçenin kendi kaynaklarından beslenen terimlerle bilim dilini de Türkçeleştirmek” olarak belirlenmiştir.

Bu amaçla 1932 yılından itibare o güne kadar yazılan önemli kitaplar taranarak “Tarama Sözlüğü” ve halk dilinde yaşayan Türkçe sözcükler derlenerek, “Derleme Sözlüğü” hazırlanarak Türkçe sözcük sayısında hızla artış sağlanmıştır. Böylece de “Vatandaş Türkçe Konuş” sözü güncellik kazanmıştır.

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Türkçe Katında Yaşamak” adlı şiirindeki “Türkçem, benim ses bayrağım” dizesi, aslında Türk dilinin bu dünyadaki varlık nedenidir ve bir başka söyleyişle özetidir. Dil ve ulus bir varlığın en önemli bileşenidir.

Dil, bireysel ve toplumsal kimliğin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bir milletin ruhunda, benliğinde bir çocuğun gülüşünde ve konuştuğumuz her bir sözcük de bayrak bayrak  olur, dalgalanır. Dil bir kişinin, bir ulusun öz be öz evidir. Dil bilincini yitiren bir ulus, düşünme ve düşünce üretme yeteneğini de yitirir. Türkiye bu savın doğruluğunun en iyi gözlendiği, gözlenebileceği bir ülkedir. Ülkemizde son derece bir dil kirliği yaşanmaktadır. Bir caddeden yürüyünüz, etraftaki işyerleri tabelalarına bakınız, durumu anlarsınız.

Ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca bir söyleşisinde, “Büyük şiir, Türkçenin dibine varmaktır; çünkü Türkçe daha dokunulmamış bir gömüdür. Hangi ülke dile el atmış ve çözmüşse o uygar olmuştur. Uygarlığı dil ile birlikte ele almak gerekir. Türkçe muazzam bir dünyadır, çok başka bir şeydir… Kim ki konuşması gereken yerde güzel Türkçeyi kullanmaz da susar ya da Arapça, Farsça konuşur; ki onlar yaşamlarını yok etmişlerdir” der.

Saygıyla andığım, aramızdan ayrılan değerli hocam Prof. Dr. Doğan Aksan, “Türkçenin Gücü” kitabının ön sözünde; “Bu benim anadilim bir denizdir; gözün erişemeyeceği genişliğiyle, sınırsız gücü, güzellikleriyle… Dibinde gün görmemiş inciler yatar; üstünde binbir rengin çalkantısı var” diyerek Türkçenin sınırsız gücünü ve güzelliğini açıklar.

Yine aramızdan ayrılan Türkçe sevdalısı Emin Özdemir, “Anadilin Toprağında” adlı kitabının ön sözünde; 1869 – 1953 yılları arasında yaşayan Velet Çelebi’nin “Atalar Sözü” kitabındaki bir söze yer verir. V. Çelebi; “Türk’ün iti kente inicek Farisice ürür” diyerek, dile özen gösterilmemesini eleştirir.

Kâşgarlı Mahmut (1069) yılında yazdığı ve orjinal nüshası elimizde bulunan “Türk Dilleri sözlüğü (Divânü Lûgat-it Türk)” adlı kitabında Türkçenin İslamın etkisiyle gücünü yitirmesini sertçe eleştirerek, önemli dini liderlerden duyduğunu söylediğ Hz. Muhammet’e atfedilen ve uydurma olduğu açıkça bilinen şu hadisi örnek verir: “Türklerin egemenliği uzun sürecektir” ve Kâşgarlı da bu nedenle, “Türkçe, Arapçadan aşağı bir dil değildir. Araplar Türkçe öğrenmelidirler” der.

Karamanoğlu Mehmet Bey, 1277 yılında; “Bugünden sonra hiç kimse divânda, dergâhta, bargâhta mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşmayacaktır” diyerek bir ferman yayınlamıştır.

Bu da gösteriyor ki, İslamlamın din olarak kabul edilmesiyle birlikte çok hızlı bir biçimde Türk dilini yok etmeye yönelen Arapça, bir biçimde de Farsça Selçuklularda ve Osmanlıda egemen olmuş ve Türkçe sadece eğitimsiz halk dilinde büyük ölçüde yaşamıştır.

Türk Dil Devrimi’nin 94’ncü yıldönümü Türkçeseverlere kutlu olsun…

Ne mutlu Türkçe konuşanlara!..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN